Alternatif Tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alternatif Tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2009 Cuma

Güzellik İçin Rahatlatıcı Banyolar

Güzellik İçin Rahatlatıcı Banyolar

Stres ve gerginlik, bedensel ve ruhsal boyutta rahatsızlıklara yol açtığı gibi,kişinin dış görünümünü de olumsuz etkiler. Banyoların rahatlatıcı etkisini hepimiz çok iyi tanırız. Problemler ve stres, sıcak su tarafından bedenden sökülüp atılır. Kaslar gevşer, sinir sistemi ve kan dolaşımı olumlu etkilenir.Yatmadan önce alınan bir tam banyo en etkili uyku ilacıdır. Bir soğuk algınlığı başlangıcında alınan,eterli yağlar veya bitki katkısı içeren bir banyo çok yararlı olabilir. Ama, gerekli katkılarla hazırlanan bir tam banyonun, deri için en etkili güzellik ilacı olabileceği de unutulmamalıdır.

Bitkisel yağlar veya süt ürünleri eklenen banyolar, derinin koruyucu örtüsünü güçlendirdikleri için,deri kuruluğuna karşı da uzun süre etkili olabilirler. Bu nedenle, banyodan sonra derinin kremlenmesine gerek kalmaz. Şifalı bitki katkılarıyla hazırlanan banyolar, yağlı ve sivilceli deri için çok basit ama etkili bir tedavi anlamı da taşırlar. Banyo sonrasında deriye bir nemlendirici sürülmesi uygun olur. Değerli maddeler içeren banyo katkılarının etkinliklerine zarar vermemek için, banyo suyunun çok sıcak olmaması gerekir(37-38 derece).

*Bir tam banyoyu haftada 1-2 kereden fazla almayın.

*Önceden ağır yemekler yemeyin ve banyo suyunun 378-38 dereceden sıcak olmamasına dikkat edin; her iki durum da, kan dolaşımını olumsuz etkileyecektir.

*İdeal banyo süresi 15-20dakikadır.; fazlası deriyi ve kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir.

*Banyo sonrasında, yatakta kısa bir dinlenme çok rahatlatıcı olacaktır.

Okaliptüs yağı banyosu,sivilceli deri için

Banyo küvetini doldurmaya başlayın ve su bir karış kadar yükseldiğinde, biraz kremanın veya süzün içine karıştırmış olduğunuz 5 damla okaliptüs yağını suya ekleyin. Bu katkının eşit oranda dağılabilmesi için, küveti duş süzgecinden akan suyla doldurun.

-Şifalı bitki banyoları

Deriniz yağlıysa 150g mayıs papatyası veya civanperçemi, deriniz sivilceliyse 150g kuru nane veya atkuyruğu kullanın. Bitkiler 1litre kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve ılıklaşana kadar demlendikten sonra süzülerek banyo suyuna eklenir.

-Ebegümeci banyosu,iltihaplı, sivilceli deri için

50g kurutulmuş veya 100g taze ebegümeci çiçeği ve yaprağı ince kıyılmış olarak, kaynar derecedeki 2 litre suyla haşlanır,ılıklaşana kadar demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir. Kan dolaşımını hızlandırmak için banyodan sonra beden, orta sertlikte bir fırça ile fırçalanır.

-Elma sirkesi banyosu,yağlı cilt için

¼ litre elma sirkesi banyo suyuna eklenir. Banyodan sonra duş alınmaz, sirkeli su derinin üstünde kurumalıdır. Daha sonra, yağlı olmayan bir nemlendirici beden losyonu kullanılır. Banyo suyuna eklenen 8 damla lavanta yağı, antiseptik etkiyi arttırır ve ruhsal açıdan dengeleyici ve rahatlatıcı etki yapar.

-Lavanta yağı banyosu

¼ litre elma sirkesi(yağlı deri için) veya ¼ litre krema (normal, kuru veya karışık deri için), 8 damla lavanta yağı ile iyice karıştırılır, banyo suyuna eklenir ve su da iyice karıştırılır. Krema-lavanta banyosundan sonra ılık duş alınır. Elma sirkesi-lavanta banyosundan sonra duş alınmaz ve kurulanılmaz.

-Yağsız süt banyosu,kuru ve duyarlı deri için

yağı alınmış2 litre süt banyo suyuna eklenirken, su iyice karıştırılır. Banyodan sonra ılık bir duş alınır ve hafifçe kurulanılır. Eğer deriye banyodan önce 2 yemek kaşığı zeytin yağı yedirilirse, süt banyosu kuru deri için çok daha etkili olacaktır. Banyo suyuna eklenen 1 bardak aynı safa çayı da deriyi yatıştırır.

-Yağ-süt banyosu, kuru deri için

1 bardak ılık süt ve bir yemek kaşığı zeytinyağı, kapalı bir kavanozda iyice çalkalandıktan sonra banyo suyuna eklenir. Banyonun ardından sıcak duş alınır ve hafifçe kurulanılır.

-Yağ banyosu, kuru deri için

50ml bademyağı ve ya zeytinyağı sıcak banyo suyuna eklenir ve iyice karıştırılır. Banyodan sonra derinin üstünde kalan su elle sıyrılır ve kalan hafif yağ filmi masajla yedirilir.

-Süt-bal banyosu,kırışıklıklara karşı

2 bardak ılık sütte 2 yemek kaşığı dolusu çiçek balı iyice eritilir, 1 tatlı kaşığı bademyağı eklenir ve kapalı kavanozda iyice çalkalandıktan sonra banyo suyuna eklenir ve banyo suyu da karıştırılır. Banyodan sonra sıcak duş alınır ve hafifçe kurulanılır.

-Kırışıklara karşı reçeteler (cildi gerginleştirme)

*80g limon suyu, 30g havuç suyu ve30g hıyar suyu iyice karıştırılır vekırışık bölgelere kompres uygulanır.

*Avocado meyvesinin lapası, muzsuyu veya kavun suyu kompresleri uygulanabilir.

*1’er tatlıkaşığı dolusu ince kıyılmış mayıspapatyası ve oğulotu(melisa), 2 bardak dolusu kaynar derecedesıcak suyla haşlanır, üstü kapalı olarak 15 dakika demlendikten sonra süzülür ve kompresler uygulanır.

*Lavanta yağı, biberiye yağı ve gülyağı da cildi düzgünleştirir.

*Her gün bir kere, yağıalınmış sütle yüz yıkandığında,kırışıklar azalır.

-Bal-süt-tuzbanyosu, kuru ve olgun deri için

Banyo küveti doldurulurken 100g deniztuzu serpiştirilir. Bu arada 1 litre sıcak sütte 250g çiçek balıeritilir ve banyo suyuna eklenir. Banyo suyu iyicekarıştırılır. Banyodan sonra sıcak duşalınır ve hafifçe kurulanılır.

-Melisa(oğulotu)-Aynısafaçiçeği banyosu, deriyi yatıştırıcı

3’er yemek kaşığıdolusu ince kıyılmış kuru bitki, kaynama derecesinde 1litre sıcak suyla haşlanır, üstü kapalı olarak 15 dakikademlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir. Banyodan sonra sıcakduş alınır.

Güzellik Bakımı

Güzellik Bakımı

Pürüzsüz cilt, parlak saçlar,sağlam tırnaklar yalnızca bir düş müdür?Hayır!doğanın bize sunduğu biçimiyle kullanılanbitkiler, bitkisel yağlar ve öteki ürünlerle mutfakta hazırlanabilenhafif etkili bileşimlerle, bedene, sağlıklı ve gözehoş gelen bir görünüm kazandırılabilir.

Genellikle kullanılankozmetiklerin içerdiği kimyasal maddeler, yapay koku maddeleri ve bir çokkatkı maddesi, sürekli kullanıldıklarında yararlıolmaktan ziyade zararlı olabilirler. Kimyasal maddelerle ve yapay kokumaddeleriyle sürekli birlikteliğin duyarlı kişilerde ayrıcaalerjilere yol açtığı da bilinen bir gerçektir. Tümbunların yanı sıra, kimyasal kozmetikler çok pahalıdırda!

Doğal kozmetiğin avantajları

-Cilt bakımında kullanmakistediğiniz malzemeleri kendiniz seçebilirsiniz.

-Renk, koku vedayanıklılık bakımından yapay madde kullanmanızgerekmez.

-Cilt dostu maddelerle cildinişlevlerini destekleyebilir ve cildin kendisiniyenileyebilmesine(regenerasyon) yardımcı olabilirsiniz.

Tüm bu etkenleri göz önündebulunduran kadınlar(ve erkekler), gitgide artan bir ilgiyle, reçeteleriyüzyıllardan beri uygulanmakta olan doğal bakımpreparatlarını kullanıyorlar. Dillere desten güzelliğini,bal, kısrak sütü(veya eşek sütü!), bitkisel esanslar ve yağlarlakoruyan Kraliçe Kleopatra, bu konuda önemli bir örnek olarak görülebilir belki!Cilt, saç ve tırnaklar için kremler, losyonlar, maskeler ve temizliklosyonları hazırlamak isteyen kişinin bu iş için fazlazaman harcamasına da gerek yoktur. Kullanılacak malzemelereczanelerden, bitkisel drog satıcılarından(aktarlardan), sebzeve meyve satıcılarından satın alınabilir. Bazıgüzellik bitkileri ise bahçede veya balkonda bile yetiştirilebilir

Gereklimalzemeler

Cilt bakımı ürünlerinin yapımında(örneğinkremlerde), bir taşıyıcı ve dolgu maddesi veiyileştirici görevini üstlenen etken maddeler gerekmektedir. Doğalkozmetik ürünlerinin temel taşıyıcı maddeleri, katı yağlarve balmumu(ve benzerleri), su, alkol ve bitkisel yağlardır.

Katı yağlar ve balmumu türevleri

Katı yağlar ve balmumutürevleri, preparatlara(özellikle kremlere) gerekli kıvamıkazandırırlar ve ayrıca cilde yarayışlıözelliklere sahiptirler. Doğa bize bu çeşitleri bitkisel ve hayvansalformlarda sunar:

-Balmumu: Arıların yaptığı balpeteklerinin eritilmesi yoluyla elde edilir. Kaliteli olmasına özengösterilmelidir. Balmumu, cildi pürüzlerden ve yağdanarındırır.

-Kakao yağı: Beyaz-sarımtırak, oldukça katı,kırılabilir bir kütledir. Eritilirken, 36 dereceden fazlaısıtılmamalıdır. Kremlerinyumuşaklığını ve cilt tarafından çabuk emilmesinisağlar.

-Lanolin: Koyun yününden kazanılır. Cildiiyileştirici ve koruyucu özellikleri vardır. Ama koyunlarınparazitlere karşı korunmasında kullanılan kimyasalilaçların kalıntılarını içerebilir. Satın almasırasında bu bakımdan dikkatli olunmalıdır.

Sıvılar

Kozmetik malzemeleri genelde su vealkol içerirler. Doğal bakım ürünlerinin pek çoğunda ise bitkiçayları yer alır.

-Su: Bir numaralı hayat iksiri, yalnızcaarıtılmış formda kullanılır. Böylece,örneğin kireç gibi mineraller ve bakteriler saf dışıbırakılmış olur. Arıtılmış su,nemlendirici maddelerin eşliğinde, cildi yumuşatır.

-Etil alkol: özellikle losyonlarda ve temizlemesularında, düşük derecede kullanılır. Alkolün derecesi, arıtılmışsu eklenerek düşürülebilir. Cildi fazla yağdanarındırır, mikrop kırıcı, iltihap önleyici veyatıştırıcıdır.

Soğuk preslenen bitki yağları

Bitkisel yağlar, değerliiçerikleriyle (doymamış yağ asitleri, lesitin, vitaminler veçeşitli mineraller), cildin işlevlerini desteklerler.Şifalı bitkilerle tedavi geleneğinde bitkisel yağkullanımı, bilinen en eski beden bakımıuygulamalarında çok önemli yere sahiptir. Ama dikkat: Günümüzdekullanıma sunulan pek çok bitkisel yağ, kimyasal ilaçkalıntıları içermektedir! Bu nedenle, kimyasal ilaçlamayapılmayan bölgelerin ürünlerinden elde edilmiş çok kaliteliyağların kullanımına özen gösterilmelidir.

-Bademyağı: Acı ve tatlı badem çekirdeğininkarışımından, ama bazen de yalnızca tatlı bademçekirdeğinden elde edilir. Bademyağıkullanışlıdır. Özellikle duyarlı, kuru ve çatlakciltleri çok olumlu etkiler ve pürüzlerini alır. Bebeklerde dekullanılabilir.

-Hintyağı: Müshil ilacı olarak bilinir. Kendine özgükokusu nedeniyle, kozmetiklere katkı biçiminde, az miktarlardakullanılır. Özellikle saçları güçlendirmede başarıylakullanılır.

-Jojoba yağı: Jojobaöl, bilimsel adı Simmondsiachinensis olan, Meksika kökenli bir ağaççığın meyveçekirdeklerinden kazanılır. Akışkan bir mumdur. Kozmetikürünlerinde yaygınlıkla kullanılır.

-Kabak çekirdeğiyağı: Cildidüzgünleştirir, yumuşatır ve yaşlanmasınıyavaşlatır.

-Soya yağı: Soya fasulyesinin yağı, yüksekoranda içerdiği lesitin ve A vitamini göz önünde bulundurularak ciltbakımında kullanılan öteki yağlara eklenebilecek endeğerli yağlardandır. Cildin beslenmesinde önemli görevlerüstlenebilir.

-Susam yağı: Hafif etkili, cildi besleyici ve güneşışınlarından koruyucu özellikler taşır. Cildederinlemesine işler, temizleyici ve zararlı maddelerdenarındırıcı olarak kullanılabilir.

-Zeytinyağı: Kaliteli sızma zeytinyağıklasik bir kozmetik katkısıdır. Cilde derinlemesine işler,normalleştirir ve kendini yenileyebilmesine yardımcı olur.

ŞifalıBitkilerin Cilde Etkileri

Pek çok ev yapımıkozmetiğin etken maddeleri bitkisel kökenlidir. Bu bitkilerin çok önemlibir bölümü yüzyıllardır kendilerini çok yönlü olarakkanıtlamışlardır. Ayrıca son elli yıl içindebitkiler üzerinde yapılan araştırmaların sonuçları dafevkalade olumlu çıkmıştır. Aşağıdatanıtılan bitkiler, güzellik bakımına en uygunolanlarıdır:

-Atkuyruğu: Bitki, içerdiği bol miktarda silisik asitsayesinde, cilde yeni bir esneklik kazandırır. İrin toplayansivilcelerin tedavisinde kullanılabilecek en etkili dezenfekteilacıdır.

-Aynısafa çiçeği: Cildi temizler ve kendini yenilenesinidestekler. İltihaplanmaları önler ve yaraların iyileşmesiniçabuklaştırır. Aynısafa merhemi de yaralarıniyileşmesinde önemli rol oynar.

-Sarı kantaron: Yatıştırıcıdır.Özellikle kuru ve çatlak cildi rahatlatır ve iyileşmeyi hızlandırır.

-Ceviz yaprağı: Yağlı ve temiz olmayan ciltlerde veyağlı saçlarda kullanılabilir.

-Ebegümeci: Basit yaraların çabuk iyileşmesinisağlar. Cildi düzgünleştirir ve kuru deriye kadifeyumuşaklığı kazandırır.

-Civanperçemi: İltihaplanmaları önler,krampları çözer ve dezenfekte eder. Özellikle sağlıksız veiltihaplı ciltte başarıyla kullanılabilir.

-Gülyağı vegülsuyu: Cildecanlılık kazandırır ve gerginleştirir.

-Ihlamur: Cilt dokusunu güçlendirir ve yeni hücreoluşumunu destekler. Kuru ve duyarlı ciltler için uygundur.

-Isırganotu: Cildin kan dolaşımınıhızlandırır. Yağlı saçlara ve kepeğekarşı kullanılabilir.

-Kekik: Dezenfekte gücü çok yüksektir. Özelliklesağlıksız ve iltihaplanmaya yatkın ciltler için önerilir.

-Oğulotu/Melisa: Limon kokulu bu bitki, sinir sistemininyanı sıra cildi genel anlamda yatıştırır.

-Mayıs papatyası: Bu klasik güzellik bitkisi,iltihaplanmayı önleyici ve yatıştırıcıetkileriyle, özellikle problemli ve duyarlı ciltler için çok önemlidir.

MutfağımızdakiGüçler

-Avokado: İçerdiği yağ asitleri vevitaminler sayesinde bu koyu yeşil meyve, çok değerli besinlerlistesinde yer almaktadır. Dıştan kullanımda, bol miktardaiçerdiği A vitamini, hücrelerin yenilenmesini destekler, üstderidekepeklenmeyi ve nasırlaşmayı önler. B vitamini kompleksi, hücremetabolizmasını çok olumlu etkiler. Avokadonun etken maddeleri, cildikurumaktan korur ve özellikle, duyarlı, kuru, yıpranmış veyaşlanmış cildi iyileştirir ve güçlendirir.

-Çiçek balı: Dünyanın bilinen en eskitatlandırıcısı, albüminler, vitaminler, mineraller, mikrobesin maddeleri, enzimler ve organik asitler içerir. Bu besleyici maddelercildi güçlendirir ve yumuşatır. Antibakteriyel ve iltihap giderici,deriyi gerginleştiricidir, esnekliği arttırır ve kandolaşımını uyarır.

-Buğday kepeği: Mineraller ve B vitaminleri içerir. Cildedüzgünlük kazandırır ve kurumaktan korur.

-Yeşil çay: Japonların ulusal içkisi olan yeşilçay, yalnızca içten değil, dıştan dakullanıldığında çok yarayışlıdır.Duyarlı ciltleri yatıştırır, olgunlaşmaaşamasında cildi besler ve vaktinden önce yaşlanmaktan korur.

-Çökelek/ekşimik: İltihaplı cilde karşı eskizamanlardan beri kullanılan çökelek, gerektiğinde birazılık sütle karıştırılarak krem kıvamınagetirilir. Yağlı cilt bakımında kullanılır,altderinin (perminal katman) kan dolaşımınıhızlandırır, ayrıca hafif güneş yanıklarındarahatlatıcıdır. Çıbanları(örneğin koltukaltında çıkan köpekmemesini) kısa sürede işletir vetemizler.

-Elma sirkesi: Bu çok yönlü ilaç, cildi canlandırırve derinin asidik koruma örtüsünü güçlendirir. Çok zengin vitaminler ve mikrobesin maddeleri içerir. Kutu ve çatlak cilt kadar, yağlı ve sivilcelicildin bakımında da başarılıdır. Saçlarayumuşaklık ve parlaklık kazandırır.

-Havuç: İçerdiği karoten(provitamin A) velesitin, cilt sertliklerini normalleştirir, deriye sağlıklıbir görünüm ve renk kazandırır.

-Hıyar(salatalık): Cilt için klasik bir nemlendirici olarakbilinen hıyar, yağdan arındırıcı etkiye desahiptir ve bu nedenle yağlı ciltler için hazırlanan maskelereve kompreslere girer.

-Limon: Doğal kozmetikte çok önemli bir yerivardır. Mikrop kırıcı,sıkıştırıcı/sağlamlaştırıcı/gerdiriciözelliği vardır ve cildi yağdan arındırır.

-Süt: Yağlı cilt bakımında venemlendirici olarak idealdir. Çok değerli maddeleri cilt tarafındanhızla emilir. Üstderiye esneklik kazandırır, cildin asidikkoruma örtüsünü güçlendirir, kan dolaşımını uyarır vepürüzlü deriyi düzgünleştirir.

-Yoğurt: İçerdiği bakteri kültürlerisayesinde, üstderi bakteri florasının yeniden yapılanabilmesineyardımcı olur. İçerdiği süt asidi ise cildin erkenkırışmasını önler, ona yumuşaklık veesneklik kazandırır.

-Yulaf: B grubu öncelikli olmak üzere, vitaminler,mineraller ve değerli yağlar içerir. Öğütülmüş yulaf deriyidüzgünleştirir ve özellikle bu amaçla hazırlanan yüz maskelerindebaşarıyla kullanılabilir.

-Yumurta sarısı: Lesitin ve kolestreol açısından çokzengin olduğu için, cilt maskeleri ve kompresler hazırlanırkenemulgatör olarak (örneğin yağ ile suyun bir süre için birbirinekarışmasını sağlamakta) kullanılır. Cildirahatlatır ve düzgünleştirir.

-Zencefil: Cildi çok olumlu etkileyen doymamışyağ asitleri bakımından zengindir. Cildi yağdanarındırır, iltihapları yatıştırır,çatlakların ve basit yaraların iyileşmesini hızlandırır.

EterliYağlar(Esanslar)

Eterli uçucu yağlar,bildiğimiz anlamdaki bitkisel yağlardan değildir; pek çok uçucueterli maddelerin bir bileşimidir. Yağ olarakanılmalarının başlıca nedeni, suda çözünmeyip ancakkatı veya sıvı yağlarda çözünmeleridir. Bu çok değerlieterli yağlar, bitkilerin damıtılmasıyla veyapreslenmesiyle elde edilirler. Cilt bakımında kullanılacak olaneterli yağların kaliteli ve gerçek olmalarına büyük özengösterilmelidir. Yapay esansların bitkisel yağlarakarıştırılması yoluyla oluşturulmuş sahteeterli yağların cilt bakımında kullanılmaları çokyanlış olur. Yalnızca eczanelerden ve güvenilir firmalardan,yüzde yüz doğal olduğuna inandığınız eterli yağlarısatın alınız.

Eterli yağlar, çok yönlüetken maddeleri sayesinde yalnızca cildi iyileştirmekle kalmazlar;kişide yatıştırıcı, uyarıcı,canlandırıcı ve rahatlatıcı etkiler de yaratabilirler.Eterli yağlar, kremlerde, losyonlarda, banyo katkısı veyainhalasyon(soluma) biçiminde kullanılarak, bedensağlığına ve rahatlığına geniş ölçüdekatkı sağlarlar.

-Kâfur yağı: Kan dolaşımınıuyarıcı ve canlandırıcıdır.

-Karanfil yağı: Cildi yatıştırır vedezenfekte eder.

-Lavanta yağı: İltihaplanmayı önleyiciyatıştırıcı ve hücre yenileyici.

-Limon yağı: Dezenfekte edicidir. Kırılmayaeğilimli tırnakların bakımında kullanılabilir.

-Nane yağı: Metabolizmayı uyarıcı,dezenfekte edici ve kan dolaşımınıuyarıcıdır.



-Melisayağı(Oğulotu): Yatıştırıcıve duyarlılığı azaltıcı etkiler içerir.

-Mayıs papatyasıyağı: İltihaplanmayıönleyici ve yatıştırıcıdır.

-Rezene yağı: Dezenfekte edici,yatıştırıcı ve güçlendiricidir.

-Servi yağı: Dokularısıkıştırıcı ve dezenfekte edicidir.

-Bergamot yağı: Dezenfekte edici ve iyileşmeyihızlandırıcıdır.

Eterli uçucu yağlar, banyokatkısı olarak bile, önce katı veya sıvıyağların içinde çözündürülmelidir. Çünkü suda çözünmezler vedoğrudan değdikleri duyarlı bölgeleri tahriş edebilirler.

Kimyasal kozmetik ürünlerigenellikle, konserve edici yapay maddeler içerirler. Ürünler böylece uzun süreboyunca bozulmaz, ama cildin dengesini bozabilirler ve alerjilerinbaşlıca nedeni olarak tanınırlar. Bu yapay maddeleryalnızca ürünün içindeki bakterileri öldürmekle kalmayıp, derinindengesini koruyan çok önemli bakterileri yok ederler. Buradatanıtılacak olan doğal kozmetik ürünler,dayanıklılık kazandıran herhangi bir yapay maddeiçermedikleri için, saklanmaları ve kullanım süreleribakımından dikkatli olmak gerekir. Şifalı bitki demlemelerive besin maddeleri ile hazırlanan kozmetikler hemenkullanılmalıdır. Bu tanımın dışındakalan ürünlerin buzdolabında saklanması doğru olur. Bitkiselyağlar ise birkaç ay boyunca bozulmadan bekleyebilirler. Kremler velosyonlar da en çok iki haftalık süre içindekullanılmalıdır.

Mutfakta hazırlanandoğal kozmetiklerle cilde, saçlara ve tırnaklara hiçbir zararvermeden bakım yapılabilir, ama bu bakım sürecinde de problemleryaşanabilir. Daha önce hep hazır kozmetik ürünü kullanmışolan kişilerde, doğal kozmetik ürünleri bazen sivilcelenme veya derigözeneklerinin iltihaplanması gibi tepkiler oluşabilir. Bu durumlaragenellikle, deri metabolizmasını güçlü bir biçimde etkileyebilenbitkiler kullanıldığında rastlanır. Alerjilerde isedurum farklıdır: Bazı bitkilere veya bitki yağlarınakarşı deri hemen veya kısa bir süre sonra,kızarıklık veya kaşıntı gibi tepkiler verebilir.Bu durumda, alerjiye yol açan reçetenin kullanımına hemen sonverilir. Ama önceden bir deri testi yaparak, alerjik tepki oluşupoluşmayacağı saptanabilir. Söz konusu üründen birazı, kolekleminin iç tarafına sürülür ve ertesi güne kadar beklenir. Eğerertesi gün o bölgede herhangi bir alerjik tepki oluşmamışsa, sözkonusu reçete rahatlıkla kullanılabilir.

Önemli bir konu da, önerilendozajlara sadık kalınmasıdır. Bazen fazla kullanılanbirkaç damla eterli yağ bile önemli değişikliklere yol açabilir.Ayrıca, eğer reçetede belirtilmemişse eterli yağlar,kesinlikle doğrudan cilde uygulanmamalıdır!

Cilt TipinizNedir?

Yapısı ve işlevleribakımından herkesin cildi benzerlikler gösterir, ama yine de her ciltbaşkadır. Genellikle üç cilt tipinden söz edilir: Normal veyakarışık cilt, yağlı cilt ve kuru cilt. Bu üçdeğişik durumun bir kişide görülmesine çok ender rastlanır.Ama karma biçimleri söz konusudur ve mevsimlere ve yaşa göre cildinözelliklerinde değişimler görülebilir.

-Normal vekarışık cilt: Normalcilt düzgün ve yumuşaktır, donuk bir parlaklığa vesağlıklı bir görünüme sahiptir. Karışık ciltte,yanaklar kuru ve daha çok alın, burun ve çene bölgeleriyağlıdır. Ama bu durum, normal ciltte de görülebildiğiiçin, normal cilt sınıfına girer.

-Yağlı cilt: İri gözenekli ve sivilcelenmeyeyatkındır. Yıkandıktan kısa süre sonra yine parlak birgörünüm kazanır ve kremlendikten uzun bir süre sonrasına kadaryağlı kalır. Sivilceli cilt, yağlı cildin kızkardeşidir: Sivilceler, yağ yapımında biraksaklığın belirtisidir.

-Kuru cilt: bazen sert ve pulludur, göz ve ağızçevresinde genç yaşlarda kırışıklar oluşmayabaşlar. Kuru cildin bakımında yanlışlıklaryapılabilir. Temizlendikten sonra gerilir ve yağlı kremler çokhızlı emilir.

Eğer cildinizin hangisınıfa girdiğine karar veremiyorsanız, bir kozmetikuzmanına başvurmanız doğru olacaktır. Böylece,uygulayacağınız reçetelerde ve bakım yöntemlerindeyanılgıya düşmezsiniz.

*yağlı bölgeleri veyakarışık ciltteki sivilceli bölgeleri yağdanarındırıcı maddelerle temizlemeyeçalışmayınız. Cildin asidik koruma örtüsünü tahripedebilirsiniz.

*Yağlı cildinize çoketkili veya yüksek dereceli alkol içerikli ürünlerle işkence etmeyin. Butür bakıma yağ bezlerinin tepkisi, daha fazla yağ üretmekolacaktır.

*Özellikle kuru cildi soğuksuyla yıkamayın. Aksi halde gözenekler kapanır ve cilt dahafazla kurur.

*Cildin kendini yenileyebilmesiiçin(regenerasyon), haftada 1-2 kere, cilde uygun yüz maskeleriuygulanmalıdır.

*Peeling yöntemi(ayda 1-2 kere),cildin sertleşmesini önler.

*Pigment lekelerinekarşı, rendelenmiş çiğ patates maskesi, 15-20 dakikaetkilemeye bırakılmalıdır.

-Mayıs papatyasıyağı, her tür cilt için

30g mayıs papatyası, 100mlsusam yağı ve 100ml kantaron yağına eklenir. Cam yağkavanozu bir saat boyunca çok sıcak su banyosunda(benmari yöntemi)bekletilir ve süre sonunda iyice çalkalandıktan sonra, tülbenttengeçirilerek süzülür. Yağa batırılan pamukla yüz iyicetemizlenir.

-Yağkarışımı, normal ve karışık cilt için

10’ar ml soya yağı vehintyağı, 20ml bademyağı ve 30ml zeytinyağı iyicekarıştırılarak koyu renkli bir şişeyeaktarılır. Yağla ıslatılan bir pamukla, yumuşakhareketlerle yüze, oyuna ve dekolteye yedirilir.

-Temizlik maskesi,yağlı cilt için

1 yumurta sarısı, 1yemek kaşığı susam yağı ve 3-4 damla limon suyuiyice karıştırılarak krem kıvamına getirilir.Elle veya bir bezle, yüze, boyuna ve dekolteye sürülür ve 10 dakika etkilemeyebırakılır. Sonra bolca ılık suyla yıkanır.

-Limon peelingi,yağlı cilt için

2 yemek kaşığıince rendelenmiş limon kabuğu, 2 yemek kaşığıyulaf unu ve 6 yemek kaşığı dolusu buğday kepeğiiyice karıştırılır ve biraz su eklenerek esnek birlapa haline getirilir. Dairesel hareketlerle, 2-3 dakikalık bir süreboyunca cilt temizlenir. Sonra bolca ılık suyla yıkanır.

-Yeşil çay losyonu, kurucilt için

Orta boy bir su bardağıdolusu kaynar derecede sıcak suda 1 tatlı kaşığıdolusu yeşil çay haşlanır, üstü kapalı olarak 10 dakikademlendikten sonra süzülür. 1 yumurta sarısı, 1 tatlı kaşığıdolusu çiçek balı ve 10ml gliserin iyicekarıştırıldıktan sonra, çayla birlikte küçük birkavanoza aktarılarak iyice çalkalanır. Karışımabatırılan pamukla, yüz, boyun ve dekolteye friksiyonla iyiceemdirilir.

-Kepek peelingi, olgun ciltiçin

5 yemek kaşığıdolusu badem kepeği veya buğday kepeği biraz suyla iyicekarıştırılarak lapa haline getirilir. Daireselhareketlerle, 2-3 dakika boyunca yüz iyice temizlenir. Sonra bolcaılık suyla yıkanır.

CanlandırıcıYüz Losyonları

Yağ veya kremlerle yapılanbir temizliğin ardından uygulanan yüz losyonları cildecanlılık kazandırır veyatıştırıcıdır. Bir pamuk parçasınılosyonla ıslatın ve yüzünüzü, boynunuzu ve dekoltenizi nemlendirin.

-Lavanta suyu,karışık cilt için

Sabahları veakşamları, bir pamuğu lavanta destile suyu ile ıslatınve kullanın.

-Lavanta suyu,yağlı cilt için

50ml lavanta destile suyu, 2-3 damlanane yağı ve 1 tatlı kaşığı dolusu elmasirkesini bir cam kabın içinde iyice çalkalayarakkarıştırın. Yüzünüzü, boynunuzu ve dekoltenizi, bu sıvıylaıslattığınız bir pamukla temizleyiniz.

-Aynısafa losyonu, kuru ciltiçin

50ml portakal çiçeği destilesuyu, 50ml gülsuyu ve 20ml aynısafa tentürünü bir şişede iyiceçalkalayarak karıştırın. Yüzünüzü bu losyonla temizleyin.

Aynısafa tentürünün yapımıiçin gerekli bilgiyi, kitabın bitkiler bölümünde bulabilirsiniz.

Bitki losyonu, sivilceli veiltihaplı cilt için

1 yemek kaşığıdolusu mayıs papatyası, 1 tatlı kaşığıdolusu ince kıyılmış ayrıkotu kökü, 1 yemekkaşığı dolusu öksürükotu yaprağı (veya ebegümeciyaprağı), 1 yemek kaşığı dolusu aynısafaçiçek yaprağı, kurutulmuş ve ince kıyılmışolacak. Bitkiler, 200ml destile su, 30ml 70 derecelik etil alkol ve 30mladaçayı destile suyu ile birlikte bir cam kavanoza koyulur veağzı iyice kapatılır. Arada bir çalkalanarak 3-4 günbekletildikten sonra, dört kat tülbentten geçirilerek süzülür. Elde edilenlosyon, koyu renkli temiz bir şişeye aktarılır. Herkullanımdan önce iyice çalkalanır. Losyonla ıslatılan birpamukla, sabahları ve akşamları, yüz, boyun ve dekoltenemlendirilir.

Eterli Yağların KullanımaHazırlanması



Eterli uçucu bitki yağlarıyüz masajları için çok uygundur veya kuru ve olgun ciltler için, bir gecekreminin yerini doldurabilirler. Ama eterli yağlar doğrudankullanılmaz, ana madde olarak seçilen bir bitkisel yağa uygunmiktarda karıştırılarak kullanılabilirler. Önerilenmiktarlar bir kapta karıştırıldıktan sonra koyu renklibir şişeye aktarılır ve iyice çalkalanır.Yağların birbirine tam olarak karışabilmeleri için birkaçsaat beklenilmesi gerekir.

-Yağkarışımı, yağlı cilt için

15 damla limon yağı, 12damla servi yağı(veya 10 damla kâfur yağı), 10 damlalavanta yağı, 50ml soya yağı.

-Yağkarışımı, normal cilt için

15 damla lavanta yağı, 4damla gülyağı, 8 damla adaçayı yağı (veya okaliptüsyağı), 50ml susam yağı.

-Yağkarışımı, kuru cilt için

15 damla rezene yağı(veyamayıs papatyası yağı), 5 damla lavanta yağı, 5damla gülyağı, 50ml bademyağı.

Yağ karışımı, olguncilt için

15 damla lavanta yağı, 5damla kekik yağı, 3 damla nane yağı, 10 damlagülyağı, 50ml zeytinyağı.

Cildi BesleyiciMaskeler

Maskeler, cildi güçlendiren klasikgüzelleştiricilerdir. İyileştirici ve güzelleştiricimaddelerini cilde emdirerek, onun kendisini yenileyebilmesineyardımcı olurlar. Maskeler cildi yatıştırır,gerginleştirir ve kan dolaşımını uyarırlar.

-Elma-krema maskesi, normalve kuru cilt için

Kabuğu soyulan bir elma incerendelenir ve 1 yemek kaşığı dolusu krema ile iyicekarıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye uygulanırve 10 dakika etkilemeye bırakılır.

-Ekşimik(çökelek)maskesi, yağlı cilt için

4 yemek kaşığıdolusu ekşimik(çökelek), 10ml adaçayı destile suyu, 10ml gülsuyu, 1kahve fincanı ılık süt mikserde iyicekarıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye uygulanarak,30 dakika etkilemeye bırakılır.

-Zencefil kompresi,yağlı cilt için

1 bardak zeytinyağıılıklaştırılır, 1 yemekkaşığı dolusu öğütülmüş zencefil yağa iyicekarıştırılır ve 1-2 saat bekletilir. Bukarışımın emdirildiği bez parçaları yüzeuygulanır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.

-Hıyar maskesi,yağlı cilt için

Soyulmuş hıyardan kesilen 5kalın dilim mikserde püre haline getirilir, 2 tatlıkaşığı elma sirkesi ve 2 tatlıkaşığı susam yağı, 1 yumurta sarısıiyice çırpılır ve hepsi mikserde iyicekarıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye uygulanarak,45 dakika etkilemeye bırakılır.

-Ekşimik(çökelek)maskesi, yağlı cilt için

125g ekşimik, 2 yemekkaşığı dolusu ılık süt ve yarım limonunsuyu iyice karıştırılarak krem kıvamınagetirilir. Yüze uygulanır ve 15 dakika etkilemeyebırakılır.

-Avokado maskesi, kuru ciltiçin

Olgun bir avokado meyvesi kabuksuzolarak çatalla ezilir ve yarım tatlı kaşığı çiçekbalı, 1 tatlı kaşığı elma sirkesi ile iyicekarıştırılır. Bir yumurta sarısı çatallaiyice çırpıldıktan sonra eklenerekkarıştırılır ve bu arada da 3 yemekkaşığı dolusu zeytinyağı,karıştırılma sırasında azar azar eklenir. Yüze,boyuna ve dekolteye bolca uygulanır ve 20-30 dakika etkilemeyebırakılır.

-Havuç maskesi, olgun ciltiçin

1 yumurta sarısı,yarım tatlı kaşığı zeytinyağı ve birtatlı kaşığı dolusu havuç suyu iyicekarıştırılır. Yüze uygulanır ve 15 dakikaetkilemeye bırakılır.

-Buğdaykırması maskesi, kuru cilt için

100g kırılmışbuğday, krem haline gelebilecek ölçüde zeytinyağı ile mikserdekarıştırılır. Yüze uygulanır ve 15 dakika etkilemeyebırakılır.

-Yeşil çay maskesi,olgun cilt için

! bardak su kaynatılır ve 5dakika bekletilir, bir yemek kaşığı dolusu yeşil çayeklenerek 5 dakika demlendirilir, süzülür ve soğumayabırakılır. Bu arada, 3 yemek kaşığı dolusu bademyağıve 1 yemek kaşığı dolusu çiçek balı iyicekarıştırılır. Yeşil çay bukarışıma yavaş yavaş eklenirkenkarıştırmaya devam edilir. Maske yüze, boyuna ve dekolteyeuygulanır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.

-Cildi tazelemek için (20 dakikalık maskeler)

*Bal, limon suyu ve 1 tatlıkaşığı zeytinyağı iyicekarıştırılır.

*Limon suyu ve 1 yumurta sarısıiyice karıştırılır.

*Sütte pişirilen 1 elma iyice ezilirve ılıklaşması beklenir.

Kompresler ve Buğu Banyoları

Şifalıbitkilerle veya eterli yağlarla hazırlanan kompresler ve buğubanyoları cilde tazelik kazandırır ve kandolaşımını uyarır. En doğrusu, cildin akşamtemizliğinin ardından uygulanmasıdır.

Kompresler için, bitkiler,kaynar derecede sıcak suyla haşlanır, üstü kapalı olarak 10dakika demlendikten sonra süzülür.

Yüze uygulanan buğubanyoları için, kaynar derecede olmayan çok sıcak suya bitkiler veyaeterli yağlar eklenir. Büyük bir havluyla baş ve banyo kabıörtülerek, gözler kapalı biçimde, 5-10 dakika boyunca buharın cildietkilemesi beklenir. Buhar cildi yakmamalıdır! Sonunda yüz soğuksuyla yıkanır ve temiz bir havluyla kurulanır.

-Şifalı bitkikompresi, yağlı cilt için

2 yemek kaşığıdolusu civanperçemi, ıhlamur veya okaliptüs yaprağı, yarımlitre su.

-Şifalı bitkikompresi, kuru cilt için

2 yemek kaşığıdolusu mayıs papatyası, lavanta veya ıhlamur, yarım litresu.

Şifalı bitki kompresi,olgun cilt için

1 yemek kaşığımayıs papatyası, 1 yemek kaşığı kuşburnukabuğu, 1 yemek kaşığı aynısafa çiçekyaprağı, yarım litre su.

Buğu banyosu, yağlıcilt için

Mayıs papatyası,ıhlamur, civanperçemi, okaliptüs veya biberiye yağından 4-6damla ve 1 litre su.

Buğu banyosu, kuru cilt için

2 yemek kaşığımayıs papatyası, lavanta veya ıhlamur ve 1 litre su.

Deri gözeneklerininsıkıştırılması için

*Ezilmiş taze muşmulayaprağı, 20 dakikalık kompres olarak.

*Dilimlenmiş havuç, hıyarveya domates, 15-20 dakika süreyle problemli bölgeye yatırılır.

*Bal maskesi 20-25 dakika süreyleuygulanır. Yüz ılık sütle yıkanır ve soğuk suylagüzelce durulanır.

*Atkuyruğu çayı, 10-15dakikalık kompres olarak uygulanır.

*Ceviz yaprağı çayı,10 dakikalık kompres olarak uygulanır.






Saç Bakımı
Yüz derisinde olduğu gibi kafaderinde ve saçlarda, bünye özelliklerine göre değişiklikler sözkonusudur. Hemen hemen her iki kişiden birinin kafa derisindeki yağbezleri normalin üstünde yağ üretir. Sonuç, yağlı saçlar!Yüzünün derisi yağlı olanların genellikle kafa derisi deyağlıdır. Herkesin kafa derisinde kepeklenme olur; derininkendini yenilemesinin bir sonucudur bu durum. Altında yeni derioluştuğunda, eski deri canlılığını yitirirve kepek halini alır. Bu kepeklenme ise, iki durumda problem halinegelir: Derinin fazla yağ üretimi nedeniyle kepekler bir kabuk gibi kafaderisine yapışır. Bu durumda saçların dip taraflarıyağlı, öteki kısımları ise kurudur. Yağbezlerinin az yağ üretmesi durumunda ise, kafa derisi kuru olduğuiçin kepekler etrafa uçuşur. Bu durumda, saçlar da genellikle cansızve kırılgan olur.

-Yağ şampuanı, kurusaçlar için

2 yemek kaşığıdolusu susam yağı, bademyağı veya ayçiçek yağı ve3-4 yemek kaşığı dolusu nohut unu hazırlanır.Saçlar yıkanmadan önce, seçilen yağla kafa derisine masajyapılır. Sonra, artan yağ ile nohut unu, belki biraz dasıcak su eklenerek, akışkan bir lapa haline getirilir. Bu lapaile saçlar iyice şampuanlanır ve sonunda durulanır.

-Lavanta şampuanı, tümsaç tipleri için

100ml hazır bitkiselşampuana 4 damla lavanta ve 4 damla okaliptüs yağı eklenir veçok iyi çalkalanır.

Limon şampuanı,yağlı saçlar için

5 yemek kaşığı dolusuince kıyılmış ısırganotu yaprağıyarım litre soğuk suya eklenir, kaynama derecesine kadarısıtılır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Bu arada, 1limonun suyu sıkılır. Ayrıca, 2 yumurta sarısıçırpılır. Limon suyu, yumurta sarısı, 5 damla limon yağıve 1 tatlı kaşığı dolusu hazır bitkiselşampuan, ısırganotu çayına eklenerek iyice çalkalanır.Saçlar bu şampuanla yıkanır ve iyice durulanır.

Yağ friksiyonları

Yağ friksiyonları her saçtipi için yararlıdır, ama özellikle hırpalanmış vekuru saçlar, uçlarına kadar bu bakımdan yararlanırlar.Şifalı bitki çayları ile birlikte de kullanılabilendeğerli bitki yağları, saçlara canlılık, esneklik veparlaklık kazandırır, zararlı çevresel etkilerden korur,perma, çok sıcak fön çekme ve sürekli boyanın olumsuz etkilerinekarşı dayanıklılık kazandırır.

-Yağ friksiyonu, kuru vehırpalanmış saçlar için

25ml bademyağı(veya kabakçekirdeği yağı) ve 25ml zeytinyağıkarıştırılır ve saçlara friksiyon yapılır.Daha sonra saçlar bir havlu ile örtülerek, birkaç saat veya gece boyuncaetkilemeye bırakılır.

-Etkili yağ kürü, çokhırpalanmış saçlar için

40ml hintyağı ve 20ml soyayağı bir cam şişede veya kavanozda iyicekarıştırılır. 2’şer tatlıkaşığı dolusu ısırganotu, biberiye, ve kekikeklenir. Çok iyi çalkalanarak 2 gün bekletildikten sonra süzülür. Bu yağsaçlara emdirilir ve 40 dakika etkilemeye bırakılır.

Yağ friksiyonu, yapısalzarar görmüş saçlar için (örneğin boya veyaperme sırasında)

40ml tatlı bademyağıve 20ml hintyağı iyice karıştırılarak saçlara veözellikle de saç uçlarına iyice yedirilir. Bir saat süreyle etkilemeyebırakılır.

Yağ friksiyonu, kepeğekarşı

10 damla okaliptüs yağı, 15damla biberiye yağı ve 50ml jojoba yağı, sıcak subanyosunda ısıtılarak iyicekarıştırılır, kafa derisine ve saçlara uygulanır.

-Yağ friksiyonu,yağlı saçlar için

12 damla bergamotyağı(turunç kabuğu yağı), 13 damla lavantayağı ve 50ml jojoba yağı, sıcak su banyosundaısıtılarak iyice karıştırılır vesaçlara yedirilir.

Durulama Suları – Hızlı veEtkili

Yıkamadan sonraki durulamasuları, özellikle yağlı ve kepekli saçlarda mucizeleryaratabilir. Kuru veya kaşıntılı kafa derisi de, bitkiselkatkılı durulamalarla veya elma sirkesi ile rahatlatılabilir.Durulamalar, yıkanmadan sonra uygulanır ve saçlar artıkbaşka bir biçimde yıkanmaz.

-Sirkedurulaması, parlaklık ve esneklik kazandırıcı

1 yemek kaşığıelma sirkesi ve 5 damla hintyağı, 1-2 litre sıcak suyakarıştırılır. Saçlar bu suyla durulanır ve kafaderisine masaj yapılır.

-Limon durulaması,yağlı saçlar için

1 limonun ince rendelenmişkabuğu ve 1 tatlı kaşığı dolusu incekıyılmış ıhlamur, yarım litre soğuk suyaeklenir ve kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra 10dakika demlenmeye bırakılır ve süzülür. 8 limonun suyu ilebirlikte, hepsi bir şişeye veya kavanoza aktarılır veçalkalanarak 2 gün bekletilir. Saçlar yıkandıktan sonra, 1 litreılık durulama suyuna, şişedeki sıvının 1/8bölümü eklenir ve durulama yapılır.

-Isırganotu durulaması,kafa kaşıntısına karşı

¼ litre elma sirkesi kaynamaderecesine kadar ısıtılır(ama kaynatılmaz) ve içinebir avuç dolusu ince kıyılmış ısırganotuyaprağı eklenir ve soğuyana kadar demlendikten sonra süzülür.Saçlar durulanırken kafa derisine de masaj yapılır.

Saç dökülmesine karşıetkili bir reçete

3-4 hafta boyunca her gün, bir avuçdolusu ince kıyılmış ısırganotu kökü 8-10 saatboyunca 1-2 litre soğuk suda bekletilir, sonra 3-4 avuç incekıyılmış ısırganotu yaprağı eklenir,kaynama deresine kadar ısıtılır, 10 dakika boyuncademlenmeye bırakılır ve süzülür. Bu suyla kafa derisi ve saçlarbeş dakika boyunca yıkanır ve kafa derisine masajyapılır. Ama her yıkamadan önce, kafa derisine, İsveçŞurubu ve ısırganotu tentürü ile dönüşümlü olarakfriksiyonlar yağılır. Daha ilk haftada saç dökülmesi durur vetedavi süresinin sonuna doğru yeni saçlar çıkmaya başlar. Dahasonra bu tedavi 3-4 günde bir uygulanırsa, saç dökülmesi uzun vadedeönlenmiş olur ve saçlar esneklik, parlaklık kazanarak,sağlıklı bir görünüme de sahip olurlar. Bu tedavi, kepeklenmeyekarşı da çok etkilidir.

DENGELİ BESLENME KURALLARI

DENGELİ BESLENME KURALLARI

Hayatınızda akılcı bir beslenme rejimi her zaman olmalı. Kilo vermeyi ertelemeyin. Eğer hızla kilo veremediyseniz, hayal kırıklığına uğramayın. Keza çok çabuk kilo kaybederseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz imkansız. Herhangi bir tatlıyı yemeden veya bisküvi paketini açmadan önce kendinize sorun, "Ben gerçekten aç mıyım" eğer cevabınız olumluysa, on dakika bekleyin ve bu soruyu tekrar sorun.

Yiyeceklerinizi haftalık olarak planlayın. Böylece alışveriş yaparken, abur cubur satın almaktan kurtulabilirsiniz.Asla süpermarkete aç gitmeyin. Eğer insanlar tok karnına alışverişe giderlerse, besin değeri daha yüksek yiyecekler alıyorlar. Abur cuburdan da uzak duruyorlar.

Daha hareketli olabilmek için hayatınızda, beslenme rejiminizde değişiklik yapmaktan kaçınmayın.

Bir günlük tutun. Hem ne yediğinizi, hem de ruh halinizi kaydedin. Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık... sürelerle devam eder. Daima geriye dönüp kendinizi kontrol edin..

Hiçbir zaman neden kilo vermek istediğinizi unutmayın. Sıkıldığınızda veya diyet yapmaktan yorulduğunuzda eski fotoğraflarınıza göz atın. Ve her verdiğiniz kiloda kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlayın. Değişimin zamanla ve sabırla olacağını hep aklınızın bir köşesinde bulundurun.

Geçmişi değiştiremeyebiliriz ama gelecek için şansımızı deneyebiliriz.

Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık... sürelerle devam eder.

Yeryüzündeki hiçbir yiyecek, sizin kendinizi zayıf hissetmenizden daha lezzetli olamaz.

Artık biliyorum ki, doğru seçimler yaparsam, zayıflayabilirim. Her an şu soruyu soruyorum: "Buna ihtiyacım var mı, gerçekten onu yemeyi istiyor muyum?

Eğer yemek yemek istemiyorsanız, yemek yiyebileceğiniz bir yere gitmeyin.

Sosyal zorunluluk olarak, bir partiye gidiyorsunuz, ne yiyeceğinizi de planlayın

Eğer bir açık büfe ile yüz yüze iseniz, hemen salata bölümüne gidin ve tabağınızı salatayla doldurun. İkinci kez gittiğinizde kendinizi tok hissedeceksiniz ve daha fazla kontrol edebileceksiniz.

Her zaman ölçülü olun. Porsiyonlarınız küçük olsun.

Bol sebze, Az yağ, Bardak bardak su... .

Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için ve bu sırada düşünün, "Şu anda yemek yiyorum ama hedeflediğim kilodan uzaklaşıyorum." Kendi kendinizle yapacağınız tartışmalar işe yarayacak.

Bilinçli bir şekilde yemek yiyin. Yavaş olun. Ağzınıza götürdüğünüz her lokmaya dikkat edin.

Her yemekten sonra dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik duygusu sizin bir kaç saat acıkmanızı engelliyor.

Yediklerimiz Nasıl Harcanır?

3 dilim ekmek 79 dakika yürüyüş veya 45 dakika ev temizliği
Kaşarlı tost 18 dakika jimnastik veya 11 dakika ip atlama
100 gr. pastırma 125 dakika kayak veya 36 dakika ev temizliği
1 kase mercimek çorbası 44 dakika yürüyüş veya 12 dakika ip atlama
1 tabak patlıcan musakka 28 dakika jimnastik veya 36 dakika ev temizliği
1 cheesburger 65 dakika jimnastik 39 dakika ip atlama
1 tabak zeytinyağlı barbunya 160 dakika kayak veya 80 dakika yürüyüş
1 adet muz 25 dakika yürüyüş veya 50 dakika kayak
1 dilim üzümlü kek 17 dakika jimnastik veya 22 dakika ev temizliği

DENGELİ BESLENME KURALLARI

DENGELİ BESLENME KURALLARI

Hayatınızda akılcı bir beslenme rejimi her zaman olmalı. Kilo vermeyi ertelemeyin. Eğer hızla kilo veremediyseniz, hayal kırıklığına uğramayın. Keza çok çabuk kilo kaybederseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz imkansız. Herhangi bir tatlıyı yemeden veya bisküvi paketini açmadan önce kendinize sorun, "Ben gerçekten aç mıyım" eğer cevabınız olumluysa, on dakika bekleyin ve bu soruyu tekrar sorun.

Yiyeceklerinizi haftalık olarak planlayın. Böylece alışveriş yaparken, abur cubur satın almaktan kurtulabilirsiniz.Asla süpermarkete aç gitmeyin. Eğer insanlar tok karnına alışverişe giderlerse, besin değeri daha yüksek yiyecekler alıyorlar. Abur cuburdan da uzak duruyorlar.

Daha hareketli olabilmek için hayatınızda, beslenme rejiminizde değişiklik yapmaktan kaçınmayın.

Bir günlük tutun. Hem ne yediğinizi, hem de ruh halinizi kaydedin. Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık... sürelerle devam eder. Daima geriye dönüp kendinizi kontrol edin..

Hiçbir zaman neden kilo vermek istediğinizi unutmayın. Sıkıldığınızda veya diyet yapmaktan yorulduğunuzda eski fotoğraflarınıza göz atın. Ve her verdiğiniz kiloda kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlayın. Değişimin zamanla ve sabırla olacağını hep aklınızın bir köşesinde bulundurun.

Geçmişi değiştiremeyebiliriz ama gelecek için şansımızı deneyebiliriz.

Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık... sürelerle devam eder.

Yeryüzündeki hiçbir yiyecek, sizin kendinizi zayıf hissetmenizden daha lezzetli olamaz.

Artık biliyorum ki, doğru seçimler yaparsam, zayıflayabilirim. Her an şu soruyu soruyorum: "Buna ihtiyacım var mı, gerçekten onu yemeyi istiyor muyum?

Eğer yemek yemek istemiyorsanız, yemek yiyebileceğiniz bir yere gitmeyin.

Sosyal zorunluluk olarak, bir partiye gidiyorsunuz, ne yiyeceğinizi de planlayın

Eğer bir açık büfe ile yüz yüze iseniz, hemen salata bölümüne gidin ve tabağınızı salatayla doldurun. İkinci kez gittiğinizde kendinizi tok hissedeceksiniz ve daha fazla kontrol edebileceksiniz.

Her zaman ölçülü olun. Porsiyonlarınız küçük olsun.

Bol sebze, Az yağ, Bardak bardak su... .

Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için ve bu sırada düşünün, "Şu anda yemek yiyorum ama hedeflediğim kilodan uzaklaşıyorum." Kendi kendinizle yapacağınız tartışmalar işe yarayacak.

Bilinçli bir şekilde yemek yiyin. Yavaş olun. Ağzınıza götürdüğünüz her lokmaya dikkat edin.

Her yemekten sonra dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik duygusu sizin bir kaç saat acıkmanızı engelliyor.

Yediklerimiz Nasıl Harcanır?

3 dilim ekmek 79 dakika yürüyüş veya 45 dakika ev temizliği
Kaşarlı tost 18 dakika jimnastik veya 11 dakika ip atlama
100 gr. pastırma 125 dakika kayak veya 36 dakika ev temizliği
1 kase mercimek çorbası 44 dakika yürüyüş veya 12 dakika ip atlama
1 tabak patlıcan musakka 28 dakika jimnastik veya 36 dakika ev temizliği
1 cheesburger 65 dakika jimnastik 39 dakika ip atlama
1 tabak zeytinyağlı barbunya 160 dakika kayak veya 80 dakika yürüyüş
1 adet muz 25 dakika yürüyüş veya 50 dakika kayak
1 dilim üzümlü kek 17 dakika jimnastik veya 22 dakika ev temizliği

Solunum Sistemi

Solunum Sistemi

Soluduğumuz hava yoluyla, her tür çevresel etkiyle doğrudan ilişki kurmuş oluruz. Yaşamın soluğunu içimize çektiğimizde, bu havayı tüm insanlarla, yeryüzündeki tüm canlılarla paylaşmış oluruz. Solunum yoluyla, ağaçlarla ve denizlerle bütünleşiriz. Bir dakika boyunca 10-15 kere soluk alırız. Her gün binlerce balonu şişirebilecek kadar havayı kullanmamız gerekir. Böylece beden, yaşam kaynağı oksijeni havadan alır ve kanda oluşmuş olan karbondioksiti hava yoluyla dışarı atar. Soluduğumuz havanın yalnızca beşte biri oksijendir. Bedenimiz, yaşamını sürdürebilmek için bu elemente muhtaçtır, çünkü yaşam için zorunlu kimyasal enerjiyi ancak onun sayesinde sağlayabilir. Pek çok hücre, bir süre oksijensiz kalabilir, ama bazı hücrelerin oksijen gereksinimi süreklidir. Örneğin, beyin hücreleri oksijensiz kaldıkları birkaç dakika sonunda ölürler ve bu ölümün geriye dönüşü yoktur.

Solunum ve dolaşım sistemleri, beden hücrelerinin oksijenle beslenmesinden sorumludurlar. Soluk alıp verme ritminin düzenlenmesi ise beyinde programlanır. Aldığımız her solukla, gerekli yaşam enerjisini içimize çekeriz. Bu nedenle, gaz değiş tokuşunun engellenmesine yol açan solunum problemleri, bedensel canlılığın azalmasına, metabolizma sorunlarının artmasına ve dokuların yıkımına yol açar.

Solunum sisteminin işlevi ve oluşum biçimi, uyum ve bütünlüğün karmaşık, ama güzel bir örneğini oluşturur.

Solunum hastalıklarına karşı önlemler

Yalnızca beslenmemiz değil, solumamız da bizi biçimlendirir. Solunum yalnızca başka organları ve sistemleri etkilemekle kalmaz, hastalıklara da yol açabilir. Beden bir bütün olduğuna göre, bu etkileşimin ters yönde gerçekleşmesi de olasıdır. Akciğer tedavisinde, dolaşım sisteminin durumu da göz önünde bulundurulmalıdır. Kalp ve dolaşım sistemi hakkında öğrendiklerimiz, akciğerler için de önemlidir. Bu doğrultuda, sindirim sisteminin ve özellikle dışkılama organlarının durumuyla da ilgilenmek gerekir; çünkü akciğerler, bağırsakların, böbreklerin ve derinin görevini, yani bedende oluşan atıkların dışkılanma görevini paylaşır. Bu organlardan herhangi birinde bir problem oluştuğunda, beden, öteki organlara daha fazla görev yükleyerek, dengeyi sağlamaya çalışır. Ama, atıkların dışkılanmasında akciğerlerin rolü sınırlıdır. Örneğin, bağırsaklardaki bir tıkanıklığa akciğerler çözüm üretemez.

Doku ortamı sürekli olarak oksijenle beslendiğinde, pek çok hastalıklı doku değişiklikleri önlenmiş olur. Kan dolaşımı yoluyla dokulara taşınan oksijenin miktarı ise, öncelikle solumaya bağlıdır.

Değinilen konulara bakıldığında, bu sistem için öngörülecek olan önlemlerin, öncelikle düzenli beden hareketleri yapmak ve doğru solumak olduğu görülür. Solumak, farkına varılmadan gerçekleşen bir işlevdir, ama doğru ve bilinçli solunumun değeri anlatılmakla bitmez.

Tüm hastalıklarda olduğu gibi, burada da geçerli olan başlıca kural şudur: En etkili önlem, doğru yaşam biçimidir. Beslenme, hareketlilik ve yaşam kalitesi, akciğerlerin sağlığını büyük ölçüde etkiler. Akciğerlerin sağlığının korunabilmesi için, kişinin iç dünyası ve dış dünyası uyumlu bir akış içinde olmalıdır. Soluduğumuz hava eğer kirli ise, ormanların yapısında bozulmalar olduğu gibi, akciğerlerin yapısında da bozulmalar başlar. Kimyasal atıklarla, gazlarla ve dumanla kirletilmiş havadan kaçınmak gerekir. Duman konusu açılmışken, sigaradan da söz etmek gerekir. Tütün kullanımı, birey ile çevresi arasında katran ve külden bir katman oluşturarak, akciğerlerin ekolojik işlevini sınırlar. Bu durum, bronşitten kansere kadar uzanabilen çok önemli problemlere yol açabilir. Ayrıca, bedenin geri kalan bölümünün gereksinimi olan oksijen miktarının azalmasından kaynaklanabilecek oluşumları da unutmamak gerekir. Eğer kendimizi ve çevremizi iyileştirmek istiyorsak, sigarayı bırakarak iyi bir başlangıç yapabiliriz.

Ayrıca, tanınması ve kaçınılması gereken daha başka türsel tehlikeler de var. Bir enfeksiyondan (bulaşıcıdan) korunmanın en basit yolu, o enfeksiyon kaynağından uzak kalmaktır. Ama her zaman ve her yerde böyle davranamayacağımıza göre, bedenimizin savunma ve bağışıklık sisteminin hep sağlıklı ve çalışır durumda tutulması kaçınılmazdır. Bu şansa sahip olan beden, dış etkenlere karşı kendini korumada olağanüstü başarılara ulaşabilir. Ama bu düzeye ulaşabilmesi için onu, çeşitli vitaminleri içeren dengeli bir beslenmeyle ve düşüncelerin, duyguların, davranışların dengeli ve sağlığı destekleyici olduğu bir yaşam biçimiyle güçlendirmemiz gerekir. Bu bağlamda, gereksiz yere veya gereğinden fazla antibiyotik kullanımına son verilmesi doğru olur. Gerektiğinde ve gereğince kullanıldığında hayat kurtarabilen bu tür ilaçlar, sağlığımızı korumakla görevli olan savunma ve bağışıklık sistemini tam anlamıyla iflas ettirebilme gücüne de sahiptirler.

Ayrıca, antibiyotikler, uzun süreli kullanımları sürecinde, alışılmışın üstünde dirençli bakterilerin üremesini sağlayabilirler ve bu durum, söz konusu hastalığın tedavisinin giderek zorlaşmasına yol açar. Doktorların gözlemlerine göre, bu tür gelişmeler son otuz yıl içinde giderek endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Doğru bir yaşam biçimi ve uygun şifalı bitkiler seçimi sayesinde, çoğu zaman antibiyotik kullanımına gerek kalmayabilir.

Solunum Sistemine Yararlı Şifalı Bitkiler

Solunum sisteminin tüm organları, doğru seçilen şifalı bitkilerden yararlanabilir. Bu bitkiler, mukozanın işlerliğini destekleyerek, gaz alış verişinin en yüksek düzeyde gerçekleşmesini sağlar, akciğer dokusunun dışkılayabilme yeteneğini arttırarak, hava nem oranının dengelenmesini ve böylece mukoza zarlarının korunmasını düzenler. Solunum ritmini dengeleyen sinirsel tepkimeleri (reaksiyonları) güçlendirir. Kan dolaşımını uyararak, akciğer dokusunun canlılığını korumasını garanti eder ve tüm dışkılama işlevlerini uyararak, temiz ve uyumlu bir bedensel işleyişin koşullarının sürekliliğini sağlar.

Solunum sistemini bir bütün olarak gördüğümüzde, bu alanda oluşmuş olan bir hastalığı gerçekten tedavi etmek istiyorsak, bedenin tümünü gözden geçirmemiz ve belki de tedavi etmemiz gerekir. Doğa bize, solunum sistemini etkileyen(pectoral) ve aynı zamanda başka sistemlerde de olumlu etkilere yol açan bitkiler sunduğuna göre, geniş çaplı bir bağdaşım(uygunluk) içinde çalışabiliriz.

Burada, şifalı bitkileri etki alanlarına göre titizlikle sıralamak gereği olmasa da, bazı ana hatların belirtilmesi yararlı olabilir. Gözden geçireceğimiz bitkiler: Solunum sistemini uyaranlar, rahatlatanlar, dengeleyen/normalleştirenler(amphoter) ve mukoza koruyucular (demulcentia).

Solunum sistemini uyaranlar

Bu sınıflandırılmada yer alan bitkiler, sindirim sistemindeki bazı sinir uçları yoluyla ilettikleri reflekslerle, solunum sistemi sinirlerini ve kaslarını uyarırlar. Bu durum, balgam dışkılama gereksinimine yol açar. Balgam söktürücü(expectorant) droglar da, balgamın solunum sisteminden sökülüp dışkılanmasına yardımcı olurlar. Uyarıcı bitkiler sırasıyla: Sütotu, yaban yasemini, koyungözü, adasoğanı, çuhaçiçeği(bitki ve kök), kekik, rezene, meyan kökü.

Solunum sistemini rahatlatanlar

Bu bitkiler, öncelikle, akciğer dokusunun gerginliğini azaltır ve bu yolla, gerginlik veya aşırı hareketlilik(hiperaktivite) nedeniyle oluşan problemlere karşı kullanılabilir. Bilimsel bir açıklaması olmadığı halde, gerginliklerin giderilmesi balgam akışkanlığını arttırır ve böylece balgamın dışkılanabilmesini sağlar. Pek çok bitki bu sınıfa alınabilir, ama aşağıdakiler en önde gelenlerdir: Andızotu kökü, anason, sinirliot, melekotu kökü, keten tohumu, denizüzümü, kekik, lavanta.

Solunum sistemini normalleştirenler (Amphoter)

Amphoter etkime yöntemi, çelişkili etkiler oluşturabilen bitkiler kullanıldığında yararlı olabilir. Amphoter, kimyasal bir terimdir ve baz ya da asit özellik gösteren, bazlara karşı asidik, asitlere karşı bazik özellik gösteren, bazik ve asidik özelliklerin her ikisini de taşıyan drogların tanımlanmasında kullanılır.

Amphoter ilaçlar, normalleştirici/dengeleyici özelliklere sahiptir ve hastalığın belirtilerine göre etkenliklerini değiştirerek, problemin çözülebilmesini sağlarlar. Fitoterapide bu tür bir uygulamanın yer alıyor olması, ilk bakışta şaşkınlığa yol açabilir. Çünkü bilimsel tıp, her ilaçtan, dozaja bağlı ve kolay kontrol edilebilen, belirli bir etki bekler. Bu beklenti, bedeni eğer genel anlamda bir makine olarak görüyorsak geçerlidir. Ama bedeni sistemlerden, organlardan ve hücrelerden oluşan bir bütün olarak gördüğümüzde, tedavi eden kişinin öncelikli görevinin, bedenin kendini iyileştirme işlevini desteklemek ve güçlendirmek olduğunu göz ardı edemeyiz. İşte burada, amphoter drogların, söz konusu sistemdeki hastalığın gerektirdiği etkiyi oluşturarak, bedenin kendi dengesini yeniden sağlayabilmesine yardımcı olduğunu görüyoruz. En önemli amphoter droglar sırasıyla: Bozotu, küçük çiçekli sığırkuyruğu çiçeği, andızotu kökü, sütotu, mercanköşk, sinirliot, ökaliptüs yaprağı.

Mukoza koruyanlar (Demulcent)

Bu tür droglar, tahriş olmuş veya iltihaplanmış olan mukozayı rahatlatır, yükünü hafifletir ve yumuşatır. Sümüksel özellikleriyle, mukozayı ve öteki dokuların yüzeylerini korur ve kayganlıklarını sağlarlar. Tedavi, onların bu yardımlarıyla gerçekleşebilir. Akciğerler için en önemli olanlar şunlardır: Hatmi(bitki ve kök), öksürükotu, ebegümeci, sığırkuyruğu çiçeği, keten tohumu, meyan kökü, salep.

Solunum Sisteminin Hastalık Belirtileri

Adları belirlenmiş olan tüm solunum hastalıklarının ve hastalık belirtilerinin, genelde iki ana durumdan kaynaklandığı söylenebilir: Yığılma/birikme durumu ve kramp/spazm durumu. Yığılma/birikme durumları, gereğinden fazla üretilen veya yeterince dışkılanamayan balgamın akciğerlerde birikmesiyle oluşur. Bu durum, zamanla dejenerasyona(bozulmaya) yol açar. Bronş kaslarının spazmı(bronşiyospazm), solunum hastalıklarında ikinci bir grup oluşturur ve pek çok nedenden kaynaklanabilir.

Bu iki grubun dışında kalan hastalıklar ise (örneğin akciğer kanseri), bedenin bir bütün olarak ele alınıp tedavi edilmesi gereği ile ilgili örneklerdir.

Yığılma/birikme (Kongestion)

Bilimsel tıp genelde, akciğer, burun veya boğazdaki birikimlerin, bakteri veya virüs enfeksiyonlarından kaynaklandığını kabul eder. Ama enfeksiyonun, bir organdaki birikimden kaynaklandığını düşünmek herhalde daha doğru olurdu. Virüsler bedende ancak, uygun yaşam alanı bulduklarında çoğalabilirler. Akciğerdeki balgam birikimi, virüslerin çoğalabileceği, uygun bir yaşam alanıdır, ama normal bir durum değildir. Yalnızca enfeksiyon tedavi edildiğinde, hastalığın asıl nedenini oluşturan durum ortadan kalkmış olmaz. Aynı rahatsızlığın yinelenmemesini sağlamak için, balgam birikiminin de tedavi edilmesi kaçınılmazdır.

Balgam birikimlerinin oluşumunda, genelde beslenme biçiminin de payı vardır. Balgam yaptırıcı besin maddeleri bedenin gereksinimini aşan oranlarda tüketildiğinde, örneğin akciğerlerde balgam oluşumu artar. Bu doğal temizlik işlevi, antibiyotiklerle baskı altına alındığında, bir balgam birikiminden, kronik veya dejeneratif (organ bozukluğu) hastalıklara uzanan yol açılmış olur. Bu nedenle, balgam birikimiyle ilgili tüm solunum sistemi hastalıklarında, balgam yaptırıcı özelliği öne çıkmayan besin maddelerinin tüketimine öncelik verilmelidir. Örneğin bir sinüzit olayında eğer balgam/sümük birikimi oluşmuşsa, olası mukoza iltihaplarının oluşumuna katkı sağlayabilecek maddeleri daha az içeren besinlerin tercih edilmesi yararlı olacaktır. Herhangi bir hastalığın söz konusu olmadığı durumlardaki sümük ve balgam birikimlerinin bile, uzun sürede bedeni zorlayabileceği veya dejeneratif hastalıklara yol açabileceği söylenebilir. Çünkü bu birikimler, metabolizmanın dışkıladığı zararlı ve zehirli maddeleri bünyelerinde tutarlar. Balgam veya sümük, aslında kötü maddeler değil, bedenin ürettiği doğal karbonhidratlardır ve beden atıklarının dışkılanmasında önemli işlevleri vardır. Biz yalnızca, bedenin bu maddeleri gereğinden çok üretmemesine dikkat etmeliyiz ve bunun için de, bu maddelerin hangi besinlerden kaynaklanabileceğini bilmemiz gerekir. Bu besin maddeleri :

Yoğurt dahil, tüm süt ürünleri, yumurta, özellikle yapışkan albümin içeren, buğday, yulaf, çavdar ve arpa türü tahıllar, şeker, patates ve nişasta içerikli besinler.

Balgam üretiminin azaltılmasını amaçlayan bir diyette, adı geçen bu besin maddelerinin yerine, taze meyve ve meyve suları tüketilmelidir.

Öksürük

Öksürük, pek çok şifalı bitki ile tedavi edilebilir. Ama, bitkileri kullanan herkesin, öncelik tanıdığı bir bitkisi veya bitki karışımı vardır ve bitki karışımlarının kullanımı genelde daha yararlı olur.

Karışımlar: Ebegümeci, meyan kökü, sinirliot ve hindiba, eşit oranda, ince kıyılarak karıştırılır. 1-2 tatlı kaşığı dolusu bitki, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 3 kere 1 bardak çay, balla tatlandırılıp, yudumlanarak içilir. *İnatçı öksürüğe karşı, hatmi kökü çayı, yarım saatte 1 yudum içilir. İnce kıyılmış 2 yemek kaşığı dolusu kök, 1 litre suda ağır ateşte 2 saat kaynatılır ve süzülür. *İnce soğan dilimleri, nöbet şekeriyle birlikte şurup kıvamına gelene kadar kaynatılır. Saat başı 1 tatlı kaşığı şurup içilir. *Öksürük gıcığı, biraz sirke eklenmiş 1 tatlı kaşığı toz şeker alındığında sakinleşir. *Limon suyu karıştırılmış bal, balgam söktürücüdür. * 1 avuç dolusu arpa, 1 litre suda yarım saat kaynatılır, süzülür ve biraz balla tatlandırılır. Yarım saatte 1-2 yudum içilir. *Rendelenmiş kara turpa bal karıştırılır. 1-2 saat sonra oluşan şuruptan saatte 1 tatlı kaşığı alınır. Şurup, 1 günden fazla bekletilmez. *125g nöbet şekeri, 125g kuru üzüm ve 2-3 tatlı kaşığı ince kıyılmış meyan kökü, 1 litre suda, suyun yarısı kalana kadar kaynatılır. Günde 2-3 kere, 1 yemek kaşığı dolusu alınır. *Çok iyi yıkanan 3-4 patates, kabuğu soyulmadan haşlanır, haşlama suyu, nöbet şekeriyle kaynatılır. Günde 2 kere, 1 bardak sıvı, yudumlanarak içilir. *Andızotu kökü 20g, kekik 15g, çuhaçiçeği kökü 5g ince kıyılmış olarak karıştırılır. 1 tatlı kaşığı dolusu bitki, 1 bardak soğuk suya eklenir, kaynama derecesine geldikten sonra 1-2 dakika kaynatılır ve süzülür. Biraz balla tatlandırılarak, günde 2-4 kere 1 bardak çay, soğumadan, yudumlanarak içilir. *Çuhaçiçeği kökü 20g, ezilmiş anason 10g, ebegümeci yaprağı 10g, ezilmiş rezene 10g. Bu karışımdan 1 tatlı kaşığı dolusu, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Sıcak çay balla tatlandırılarak, günde 2-3 kere 1 bardak, yudumlanarak içilir. *Taze sinirliot yaprakları havanda biraz ezilir, biraz su eklenir ve kaynama derecesine kadar ısıtılır. Süzmeden, bolca balla karıştırılır. Öksürük ateşli de olsa, saatte 1 tatlı kaşığı dolusu alınır. *1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış gülhatmi çiçeği, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 3 kere 1 bardak çay, 1 tatlı kaşığı balla tatlandırılır ve soğutulmadan, yudumlanarak içilir. *Meyan kökü 20g, gülhatmi çiçeği 10g, sinirliot 10g, çekirdeksiz kuşburnu 10g, ince kıyılmış olarak karıştırılır. 1 tatlı kaşığı dolusu bitki, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür. 1 tatlı kaşığı balla tatlandırılır, günde 2-3 kere 1 bardak çay, soğutulmadan, yudumlanarak içilir. *Kekik 20g, çuhaçiçeği kökü 10g, ezilmiş anason 10g, sinirliot 10g, meyan kökü 10g. 1 tatlı kaşığı dolusu bitki, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür ve bal ile tatlandırılır. Günde 2-3 kere 1 bardak çay, soğutulmadan, yudumlanarak içilir. *Yaraotu çiçeği 30g, sinirliot 20g, ince kıyılarak karıştırılır. 1 yemek kaşığı dolusu bitki, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 10-15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 kere 1 bardak sıcak çay, balla tatlandırılır ve yudumlanarak içilir.

Eğer öksürük, zayıf bir kalbe baskı yapıyorsa, karışıma 1 ölçek arslankuyruğu veya ökseotu eklemek gerekir. Bu katkı, kalbi rahatlatır ve gücünü arttırır.

Sinirsel kökenli kuru öksürüğü yatıştırmak için, öksürükotu, ebegümeci, keten tohumu gibi, mukozayı koruyucu ve solunumu rahatlatıcı bitkiler kullanılabilir. Ama genellikle sinirsel bir nedenden kaynaklanabileceği düşünülerek, aşağıdaki, sinir sistemini yatıştırıcı ve dengeleyici bitkilerin de kullanılması doğru olur: Oğulotu, lavanta, arslankuyruğu, kediotu kökü ve sarı kantaron.

Bronşit

Akciğerdeki büyük ve orta çaptaki bronşların mukozasında oluşan iltihabik süreçtir. Ama, akciğerdeki tüm hafif enfeksiyonlar genelde bronşit olarak tanımlanabilir. Eğer tedavi şifalı bitkilerle yapılacaksa, zaten tanım kargaşasıyla uğraşmaya da pek gerek yoktur. Bu tür durumlarda kullanılması gereken, balgam söktürücülüğü mukoza koruyuculukla bağdaştırabilen ve böylece iltihaplı dokuları rahatlatabilen, genelde öksürüğe karşı kullanılan bitkilerdir: Öksürükotu, keten tohumu, kestane yaprağı, kekik, hatmi, meyan kökü, ıhlamur, atkuyruğu, kediotu kökü, ısırganotu, çıbanotu, sarı kantaron, ebegümeci, ayrıkotu kökü, adaçayı ve soğan. Ayrıca, ökaliptüs, adaçayı veya buğuseptil ile inhalasyon tedavisi yapılabilir.

Karışımlar: Öksürükotu, leylak çiçeği, ıhlamur ve atkuyruğu ince kıyılarak eşit oranda karıştırılır. 1 tatlı kaşığı dolusu bitki, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 3-4 kere 1 bardak sıcak çay, balla tatlandırılır ve yudumlanarak içilir. Yatak istirahati gereklidir. *Mürver çiçeği ve ıhlamur, ince kıyılarak eşit oranda karıştırılır. 1-2 tatlı kaşığı dolusu bitki, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür. 2-3 bardak sıcak çay, kısa aralıklarla, yatakta içilir ve terlenir. *Ayrıca, ökaliptus, adaçayı veya buğuseptil ile buğu tedavisi yapılabilir. *Mürver çiçeği 2 ölçek, boyotu 2 ölçek, civanperçemi 1 ölçek, kekik 1 ölçek, ince kıyılarak karıştırılır. 4-5 yemek kaşığı dolusu (20g) bitki, 1 litre beyaz şarabın içinde 8-10 dakika ağır ateşte kaynatılır, süzülür ve saat başı 1 yemek kaşığı dolusu alınır. *Taze limon suyu ve balla hazırlanan sıcak limonata rahatlatıcıdır. *Pelinotu çayı, saat başı bir tatlı kaşığı alınır. Tüm akciğer iltihaplarında çok iyi sonuçlar verir.

Başka öneriler: Sıcak tuzlu suda 10-15 dakikalık el ve ayak banyoları. Göğse sıcak sirkeli su kompresleri, yarım saatte bir tazelenir. Balgamın böbrekler üzerinden dışkılanabilmesini sağlamak için, günde 2-3 bardak adaçayı, 1-2 hafta süreyle içilebilir.

Enfeksiyon durumunda, öncelikle sarmısak, kekik ve ökaliptus kullanılabilir. Kekik ve ökaliptusun içerdiği uçucu yağlardan, buğu tedavisi ve banyo katkısı olarak da yararlanılabilir. Bronşitte uygulanacak tedavi banyosunda, kekik ve ökaliptus eşit oranda karıştırılır. 2 avuç dolusu bitki karışımı, 2 litre kaynar suya eklenir, 30 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir. 37-38 derece sıcaklıktaki banyo suyunda 15-20 dakika kadar kalınır. Banyo sonunda üşütülmemeli, 1 saat kadar yatakta dinlenilmelidir.

Eğer lenf bezlerinde şişkinlik görülecek olursa, lenf sistemini de desteklemek gerekebilir. Sistemin atıklarından arındırılabilmesi için, günde 2-3 bardak yoğurtotu çayı etkili olacaktır.

Akciğer zarı iltihabı (zatülcenp, satlıcan)

Bir akciğer zarı iltihabı veya akciğer iltihabı oluştuğunda, hastanın öncelikle ateşinin düşürülmesi için bir tedavi başlatılmalıdır. Böylece, öncelikle göğüs olmak üzere, bedenin yükü azaltılmış olur. Bu amaç doğrultusunda kullanılacak bitkilerin başlıca özelliği, ter atılmasını sağlamaları(diaphoretica) ve mukozayı korumaya almaları (demulcentia) olmalarıdır. Terletici bitkiler: Mürver çiçeği, ıhlamur, mayıs papatyası, nane ve sinirliot eşit oranda karıştırılır. Günde 2-3 bardak çay, soğutulmadan içilir. Mukoza koruyucu bitkiler: Keten tohumu, ebegümeci, meyan kökü, hatmi(çiçek-yaprak-kök).

Boğmaca

Yaşamın daha sonraki yıllarında başka rahatsızlıklara ve bünyesel güçsüzlüklere de yol açabileceği için, hastalığın tam anlamıyla tedavi edilmesi gerekir. Tedavide etkili olabilecek bitkiler aşağıda gösterildiği gibi kullanılmalıdır: Frenküzümü yaprağı 2 ölçü, sinirliot 2 ölçü, kekik 1 ölçü, kokulu menekşe (yaprak) 1 ölçü, hatmi(yaprak-çiçek) 1 ölçü, ince kıyılarak harmanlanır. Yarım tatlı kaşığı dolusu bitki, yarım su bardağı kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür ve biraz balla tatlandırılır. Günde 3-4 kere yarım bardak çay yudumlanarak içilir. Bu karışımın tadı, anason veya meyan kökü ile zenginleştirilebilir. *Yarım tatlı kaşığı dolusu, havanda hafifçe ezilmiş rezene tohumu, 1 bardak süte eklenir, ağır ateşte 1-2 dakika kaynadıktan sonra 10 dakika demlendirilir ve süzülür. Biraz balla tatlandırılarak, günde 1-2 bardak içilir. *1 bardak sıcak suya 1 yumurta sarısı, biraz limon suyu ve bal karıştırılır. Soğutmadan, yudumlanarak içilir. *Sıcak süte biraz soğan özsuyu ve bal karıştırılır, soğutmadan yudumlanarak içilir. *Taze sıkılmış kara turp suyuna bal karıştırılır. Saatte 1 tatlı kaşığı içirilir. Bir günden fazla bekletildiğinde, kötü kokular oluşturur.

Kramplar/spazmlar

Bir başka önemli solunum rahatsızlığının özyapısı, bronşlarda oluşan kramplar tarafından belirlenir. Astım, bu hastalıkların en çok tanınan bir türüdür. Kramplar, hastalığın kaynağını oluşturmaz, onlar, çok yönlü bedensel gelişimlerin sonucudurlar ve problemin çok küçük bir bölümünü oluştururlar. Bu nedenle, uygulanan tedavilerde genel sağlık durumunun göz önünde bulundurulması doğru olur.

Astım

Hastalık, çeşitli nedenlerin bir araya gelişinden kaynaklanabilir. Genellikle, alerjik bileşkeler astım nöbetlerine yol açar. Bazı durumlarda neden, doğrudan kalıtımla ilgilidir, bazen de uyaran maddelere karşı organizmanın oluşturduğu bir tepkidir. Bedenin esneklik açıdan yetersizliği de bronşiyal kramplara yol açabilir. Astıma eğilimli kişilerde, gerginlik, korku, aşırı hareketlilik ve yorgunluk nedeniyle oluşan stres, bir astım nöbetini başlatabilir. Asetilsalisilik asit(aspirin) veya benzeri ilaçlar da, bazı alerjik hastalarda bir nöbete neden olabilir.

Bedenimiz, normal şartlarda pek çok etkenle başa çıkabilir. Ama çağımızın şartları, beslenme bozuklukları, yaşamı algılama ve uygulama biçimleri, genel anlamda hastalığın oluşmasında rolü olan öğelerdir ve tedavide göz önünde bulundurulmalıdırlar.

Astım, şifalı bitkilerle tedaviye çok olumlu yanıt veren bir hastalıktır. Ama her hastaya iyi gelebilecek bir örnek reçete hazırlamak olanaksızdır. Çünkü şifalı bitkilerin, hastalığa yol açan etkenlere göre seçilmesi gerekir. *Kramp çözücü ve solunumu rahatlatıcı etkileri olan bitkiler: Şahtereotu, farekulağı(şahinotu-tırnakotu/Hieracium pilosella), güneşgülü(çiğotu/Drosera ratundifolia), çıbanotu, melekotu kökü, mine çiçeği, sedefotu, biberiye, çuhaçiçeği kökü, pelinotu, civanperçemi, kekik, atkuyruğu. *Normalin üstünde balgam oluşumunda, aşağıdaki, balgam söktürücü bitkilerin kullanılması doğru olur: Anason, meyan kökü, öksürükotu, boğadikeni kökü, ökaliptus, ebegümeci, hatmi, sinirliot, ısırganotu, rezene, kekik, çıbanotu, boyotu tohumu, hindiba. *Astım nöbetlerinin kalbi yorduğu durumlarda, arslankuyruğu, alıç ve ökseotu, kalbi güçlendirici etkileriyle, fevkalade yararlı olabilir. *Kan basıncının yüksek olduğu durumlarda, ökseotu, alıç, ıhlamur dengeyi sağlayabilir. *Korku ve gerginlik hallerinde ise, kediotu kökü, şerbetçiotu çiçeği, arslankuyruğu, yulaf gibi bitkiler başarıyla kullanılabilir. *Alerjik reaksiyonlara karşı ısırganotu denenmelidir.

Ender de olsa, astım bazen yalnızca sinir sistemini güçlendirici droglarla tedavi edilebilir. Çünkü, astım nöbetini başlatan başlıca nedenlerden biri korkudur. Hatta, astım nöbetinden duyulan korku, nöbetin başlamasına neden olabilir. Böyle durumlarda, hastanın iç dünyasını dengeleyici ve kendine güvenini güçlendirici her yöntem uygulanabilir. Sinir sistemini güçlendirici bitkiler, bu süreci destekleyebilir, ama psikoterapinin önemini de göz önünde bulundurmak gerekir.

Süt ve süt ürünleriyle ilgili birkaç söz daha. Çocuk astımlarında ve egzamalarında, sütün alerjik reaksiyonlara yol açtığı kanıtlanmıştır, hatta, yetişkinlerin bu tür hastalıklarının da süt ve süt ürünlerinden kaynaklanabileceğine inanılmaktadır. Çocuklarımızın, mümkün olduğunca uzun süre anne sütü emmeleri mutlaka gereklidir. Ama memeden kesildikten sonra, bazı zararlı maddeleri içeren inek sütüyle beslenmemelidirler. İçinde birçok harika(!) besin maddesi ve şeker bulunan süt ürünlerinden de kaçınmak gerekir. Hatta kırmızı etten de uzak durulmalıdır. Tüm bunlara karşın, inek sütünün içerdiği zararlı maddelerin hiç birini içermeyen keçi sütü ve peyniri ile bu boşluk pekala doldurulabilir.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUKLARDA TANI VE TEDAVİ

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUKLARDA TANI VE TEDAVİ

Obsesif kompulsif bozukluklar (OKB) oldukça yaygıdır olarak görülür. Fakat bu sıklıkta olduğu yeni yeni anlaşılmaktadır. Serotoninin bu bozuklukta merkezi bir rol oynadığı bilinmektedir. OKB sıklıkla geç adölesan dönemde görülmektedir. Erkek ve kadın dağılımı eşittir.

Hastalığın semptomları; zorlayıcı, davetsiz düşüncelerin hastalarda tekrarlayıcı, adet edinilmiş hareketlerin oluşmasına neden olması ve bunların günlük yaşamı etkilemesidir. Hastalar bu davranış ve düşüncelerden sıkılmış olsalar da nadiren davranışlarında isteklidirler. Başarılı teşhis doktor tarafından ayrıntılı sorgulamayı gerektirmektedir.

Tedavi, semptomların azaltılmasına yönelik olmakla beraber tamamen düzelme enderdir. Tedavi klomipramin veya selektif serotonin geri alım inhibitörü antidepresanların depresyonda kullanılan dozlarından daha yüksek dozlarda kullanılmasıyla sağlanmaktadır. Davranış tedavisinin de tek başına veya farmakolojik tedaviye kombine olarak tedavide yeri vardır.

OKB’nin teşhisindeki son ilerlemeler aile hekimlerinin hastalığın tedavisindeki rolünün altını bir kez daha çizmiştir. Eskiden oldukça ender görülen rahatsızlık grubunda olmasına rağmen şimdilerde şizofreni gibi sık görülen hastalıklardan bile daha sık karşılaşılmaktadır. Tedaviye oldukça dirençli hastalık olma ününe rağmen son zamanlarda bir çok etkili tedavi yöntemi bulunmaktadır.

DSM IV’e göre tanı kriterleri tablo-1’de görülmektedir. Obsesyon ve kompulsiyonun ayrı ayrı tanı kriterleri verilmesine rağmen hastalık genellikle birlikte görülür.

Obsesyon endişe verici düşüncelerin, görüntülerin veya uyarıların hastaların düşüncelerini tekrarlayan şekilde zorlamasıdır. Bu düşünceler genellikle uygun olmayan, endişe verici ve hastaların isteklerine terstir.



Tablo 1. Obsesif Kompulsif Bozukluk için Tanısal Kriterler

A. Obsesyonlar ya da kompulsiyonlar vardır:

Obsesyonlar aşağıdakilerden (1), (2), (3), (4) ile tanımlanır:

(1) bu bozukluk sırasında kimi zaman istenmeden gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin anksiyete ya da sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler ya da düşlemler

(2) düşünceler, dürtüler ya da düşlemler sadece gerçek yaşam sorunları hakkında duyulan aşırı üzüntüler değildir

(3) kişi, bu düşünceleri, dürtüleri ya da düşlemlerine önem vermemeye ya da bunları baskılamaya çalışır ya da başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır

(4) kişi, obsesyonel düşüncelerini, dürtülerini ya da düşlemlerini kendi zihninin bir ürünü olarak görür (düşünce sokulmasında olduğu gibi değildir).

Kompulsiyonlar aşağıdakilerden (1) ve (2) ile tanımlanır:

(1) kişinin, obsesyona bir tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallarına göre yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar (örn. El yıkama, düzene koyma, kontrol etme) ya da zihinsel eylemler (örn. Dua etme, sayı sayma, bir takım sözcükleri sessiz bir biçimde söyleyip durma)

(2) davranışlar ya da zihinsel eylemler, sıkıntıdan kurtulmaya ya da var olan sıkıntıyı azaltmaya ya da korku yaratan olay ya da durumdan korunmaya yöneliktir; ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler ya etkisizleştirilmesi ya da korunulması tasarlanan şeylerle gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir ya da açıkça çok aşırı bir düzeydedir

B. Bu bozukluğun gidişi sırasında bir zaman kişi obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul eder. Not: Bu çocuklar için geçerli değildir.

C. Obsesyon ya da kompusiyonlar belirgin bir sıkıntıya neden olur, zamanın boşa harcanmasına yol açar (günde bir saatten daha uzun zaman alırlar) ya da kişinin olağan günlük işlerini, mesleki (ya da eğitimle ilgili) işlevselliğini ya da olağan toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozar.

D. Başka bir Eksen I bozukluğu varsa, obsesyon ya da kompulsiyonların içeriği bununla sınırlı değildir (örn. Bir Yeme Bozukluğunun olması durumunda yemek konusu üzerinde düşünüp durma ; Trikotillomaninin olması durumunda saç çekme üzerinde durma; Vücut Dismorfik Bozukluğunun olması durumunda dış görünümle aşırı ilgilenme; bir Madde Kullanım Bozukluğunun olması durumunda ilaçlar üzerinde düşünüp durma; Hipokondriasisin olması durumunda ciddi bir hastalığı olduğu biçiminde düşünüp durma, bir Parafilinin olması durumunda cinsel dürtüler ya da fanteziler üzerinde düşünüp durma ya da Majör Depresif Bozukluk olması durumunda suçluluk üzerine geviş getirircesine düşünme).

E. Bu bozukluk bir maddenin (örn. Kötüye kullanılabilen bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.



Tipik obsesyonlar genellikle kir veya mikropla kontamine olma, kapıların kilitlenmediği endişesi, fırının açık bırakıldığı hissi, aile üyelerinin zarar göreceği veya ölecekleri şeklinde zorlayıcı hayallerdir.

Kompulsif bozukluk tekrarlayıcı davranış veya adetlerin obsesif düşüncelerden doğan anksiyete veya stresi yatıştırmak için yapılmasıdır. Sonuç olarak kompulsif bozukluk ile onu tetikleyen obsesif düşünceler arasındaki direk ilişki tablo 2 de gösterilmiştir. Hasta kompulsif davranışının fazla ve rahatsız edici olduğunu bilmekte fakat engelleyememektedir. Tipik kompulsif davranışlar fazla miktarda el yıkama, alışılmış davranışların sürekli kontrolü, tekrarlayıcı dualar şeklindedir.

Kompulsif adetlerin açıkta olan davranışlarla sınırlı kalmadığını bilmek gereklidir. Kompulsif davranışları olmadığı görünen bir hasta gizli, tekrarlayıcı görüntülere, tekrarlayan dualara sahip olabilir.



Epidemiyoloji ve Etyoloji

1985’lere kadar OKB toplumda % 0.05 arasında kabul ediliyordu fakat yapılan son çalışmalarda bu oran % 2.5 olarak kabul edilmektedir. Bazıları bu oranın abartılmış olduğunu düşünmektedir. Başlangıç yaşı geç adölesan veya erken yetişkinlik dönemlerindedir. Kadın ve erkek dağılımı eşittir. Çocukluk çağında görülebilmesine rağmen geç erişkinlikte enderdir. Hastalık genellikle kroniktir ve semptomların tamamen yok olması nadirdir.

OKB etiyolojisi kesin değildir. Nörolojik ve psikolojik faktörlerin kombinasyonu olduğu kabul edilmektedir. Seratoninin merkezi bir rol oynadığı düşünülmektedir. Seratonin miktarını artırıcı ilaçlar semptomların iyileşmesinde rol oynadığı bilinmekte bunun yanında nonseratonerjik ilaçların tedavide çok az veya etkisiz olduğu görülmüştür.



Klinik Görünüm

Hasta nadiren aile üyelerinin veya arkadaşlarının semptomları fark etmesiyle doktora başvurur. Çoğunlukla hastanın korkuları semptomların açığa vurulmasını güçleştirir. Serviste hasta ikincil bir şikayetten dolayı doktora başvuruyor olabilir. Eğer doktor hastalıktan şüphelenirse destekleyici, tetikleyici olmayan bir yaklaşım sergilemeli: "Ben bu problemi halk arasında ellerini sık yıkayan insanlarda görüyorum, sizce siz de ellerinizi diğer insanlardan daha fazla yıkadığınıza inanıyor musunuz".



Tanı

Laboratuvarın faydası yoktur. Karşılıklı görüşme primer metottur. Psikometrik metotlar örneğin Yale-Brawn OC skalası mevcuttur fakat pratikte bu skalayı uygulamak zaman alacağından kullanılamaz.



Ayırıcı Tanı

Ayırıcı tanıda depresif bozukluklar, yaygın anksiyete bozukluğu ve hipokondriyasis bulunmaktadır. Bu bozukluklarda da OKB’a benzer semptomlar olmasına rağmen farklılıklar bulunur. Örneğin depresif hasta tekrarlayıcı düşüncelerini tuhaf veya alışılagelenin dışında algılamaz ve onları durdurmak ve kaçınmak istemez. Örneğin depresif hasta ben işe yaramıyorum düşüncelerini mantıklı bulur ve kendisinin bir parçası olarak görür. Bunun yanında OKB hastanın zihninde "eğer genel telefona dokunursam kontamine olurum ve çocuklarıma enfeksiyon taşırım" düşüncesi varsa bunu tuhaf olarak görür.

Yaygın anksiyetesi olan hastalar aşırı endişe duyarlar; bu obsesif düşünceye benzer fakat bu hastalar bu endişelerini gerçekçi ve uygun olarak görürler. Bazı OKB hastalarında obsesyonel düşünce çok yaygın ve rahatsız edici olur ve bu hastalar psikotik gibi görünürler. Buna rağmen obsesyonlar genellikle bir çeşit kompulsif bozuklukla beraberdir ve bu durum delusyonel bozuklukta olamaz.

OKB’u, hipokondriasisden de ayırmak önemlidir. Hipokondriak hastalarda gerçek dışı bir zihin meşguliyeti vardır ve fiziksel bir hastalıktan yakınırlar. Bu obsesyona benzer. Ayrıca somatik kontroller ve düzenli doktor ziyaretleri anksiyeteyi azaltmak için yapılan kompulsif hareketlere benzer. Fakat hipokondriyaklar belirgin bir kompulsif tekrarlayış göstermezlar. Hasta anksiyeteyi azaltmak için (ki azaltmak istediği anksiyete somatik şikayetlerden dolayıdır) bir davranış sergilemiyorsa OKB tanısı daha doğru olur.

Diğer psikiyatrik problemlerde de hastalar OKB’a benzer semptomlar gösterebilirler; örneğin anorexia nervoza, dismorfik vücut hastalığı. Bunlarda obsesif düşünceler olabilir fakat bunlar başka bir psikiyatrik hastalığın belirtileri olduğu için OKB kabul edilmezler.

Patolojik kumarbazların ve madde bağımlılarının kompulsif davranışları kompulsif bozukluktan farklıdır çünkü burada hastalar yaptıklarından zevk alırlar.

Obsesif kompulsif kişilikteki düzenli olma ve mükemmelliyet düşüncesi genellikle OKB’la karışır fakat bu kişilerde obsesyon ve kompulsif davranışlar yoktur ve medikasyona cevap vermezler.



Tedavi

Geçmişteki psikodinamik psikotedavi ve farmakoterapideki başarısızlık OKB’a daha fazla eğilmek gerektiği ve OKB’in tedaviye oldukça dirençli olduğu gerçeğini ortaya koymuştur . Son zamanlarda etkili psikolojik ve farmakolojik tedavi metotları bulunmuştur.



Psikofarmakolojik Metod

Serotonin geri alım inhibitörlerinin tedavide etkili oldukları bulunmuştur. Trisiklik antidepresan olan klomipramin (anafranil) OKB’taki semptomların düzelmesinde etkili bulunan ilk ilaçtır. Fakat diğer trisiklikler gibi yan etkiye sahiptir. Selektif serotonin geri alım inhibitörlerinin bulunması OKB’nun tedavisini dramatik olarak değiştirmişlerdir. Bu ilaçlar daha az yan etkiye sahiptirler ve aile hekimlerinin pratikte kullanmaya alışık oldukları gruptandır.



Tablo 2 Obsesif-Kompulsif Bozukluk ve Depresyonun tıbbi tedavilerinin kıyaslanması



Ajanlar


Depresyon

Günlük doz (mg)


Obsesif-Kompulsif Bozukluk

Doz aralığı (mg)

Clomipramine (Anafranil)


-


150 - 250

Fluoxetine (Prozac)


20


40 - 80

Fluvoxamine (Faverin)


-


200 - 300

Paroxetine (Seroxat)


20


20 - 60

Sertraline (Lustral)


50


50 - 200



Geniş bir metaanaliz sonrasında klomipraminin SSRI’lara göre daha etkili olduğu bulunmuştur. Potansiyel yan etkilerine rağmen çalışmada trisiklik kullanılan grupta ilaç bırakan sayısı beklenenden az olmuştur. Depresyonda kullanılan dozlardan daha yüksek dozlar her iki ilaç içinde gerekmektedir (tablo 2). Bu yüzden yan etkiler daha sık karşımıza çıkar. Klomipraminin sık karşılaşılan yan etkileri sedasyon, antikolinerjik etkiler (kuru ağız, görüş bozukluğu, ortostatik hipotansiyon), kilo alımı, seksüel disfonksiyon, kardiak ileti bozukluklarıdır. SSRI’larda görülen yan etkiler insomnia, akatizi, bulantı, diaredir.

Genel olarak OKB’ta tedavi çeşitli faktörlere bağlıdır. Bir çok vakada semptomlar azalmakta fakat kaybolmamaktadır. En iyi tedavi sonuçlarında bile tekrarlayan hareketlere harcanan zamandaki azalma % 60-70 civarındadır. Tedavi bırakıldığında semptomların geri geleceği unutulmamalıdır. Bu yüzden uzun süreli ve ek olarak nonfarmakolojik destek gerekmektedir.



Psikolojik Metodlar

OKB’un tedavisindeki psikolojik metotlar hastanın korktuğu obje veya düşünceye yönelik davranış tedavisini içerir. Hastalar gittikçe artan şekilde kaçındıkları şeyle (kirlilik) uyarılırlar ve endişe azaltıcı davranışlarda bulunmaları engellenir. Eğer semptomlar hastanın ailesini de etkilemişse veya hastalığı destekleyen bir aileyse tedaviye aile de katılır. Karşılaşma teknikleri hem hasta hem de aile için zordur.

Diğer psikoterapetik yaklaşımların tersine davranış tedavisi, OKB tedavisinde daha etkili görülmüştür. Davranış tedavisi, OKB’u % 80-90 oranında düzelttiği bilinmektedir. Farmakolojik yaklaşımlarla beraber OKB semptomları daha yüksek oranda azalmaktadır.



Psikofarmakolojik ve Psikoterapötik Metodların Karşılaştırılması

Her iki tedavi de etkilidir. Her ikisinin de güçlü ve zayıf olduğu noktalar vardır. İlaç tedavisi kullanım kolaylığı ve hastanın daha kolay kabullenebilmesi dolayısıyla seçilebilir. Diğer taraftan davranış tedavisi yan etkilerin olmaması ve ilaç tedavisi kesildikten sonra daha iyi sonuç alınması nedeniyle tercih edilebilir.

Ciddi OKB’larda her iki tedavinin kombinasyonu sonucu daha iyi cevap alınmaktadır. Hafif vakalarda tek başına davranış tedavisi denenebilir. Her iki metot da etkili olduğundan hastanın tercihine de bırakmakta yarar vardır.



Erken Tanı

OKB’un önlenmesi hala mümkün görülmemektedir. Çünkü sebep kesin olarak bilinmemektedir. Aile hekiminin görevi adölesan veya erken yetişkinlik döneminde hastalarını yakın takibe alıp semptomların erken farkına varılması ve böylece hastalık tablosu ilerlemeden tedaviye başlanması yönünde olmalıdır.



Sonuç

OKB ciddi ve sık karşılaşılan bir problem olması ve aile hekiminin dikkatinden kolaylıkla kaçabilmesi veya hastanın istekli olarak semptomları saklaması nedeniyle dikkat edilmesi gereklidir. Teşhis edildiğinde geçmişte tedaviye dirençli kabul edilmesine rağmen yeni stratejiler ümit vericidir. Farmakolojik ve davranış tedavisi ayrı ayrı veya birlikte kullanılabilir. Özel davranış terapisi talep edildiğinde psikiyatrist yardımı gerekli olacaktır.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Anksiyete (bunaltı), otonom sinir sisteminin hiperaktif olduğunu gösteren somatik bulguların eşlik ettiği bir endişe duygusudur. Patolojik anksiyete gerçek bir tehdit karşısında gösterilen orantısız bir tepkidir ve uyum bozucudur. Hastada genel bir huzursuzluk, endişe, sabırsızlık, yerinde duramama hali vardır. Hastanın öznel bunaltı duygusu yanısıra en önemli belirtiler otonomik kamçılanış ile ilgili olanlardır: Kan basıncının yükselmesi, çarpıntı, göz bebeklerinde genişleme, ağız kuruması, yüzde solukluk veya kızarma, terleme, sık idrara çıkma-dışkılama, bulantı-kusma, nefes darlığı gibi.

Birinci basamakta konan klinik tanılar arasında anksiyete beşinci sıradadır. Anksiyete bozuklukları arasında; yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, fobiler, obsesif-kompulsif bozukluk ve posttravmatik stres bozukluğu sayılabilir.

Panik bozukluğunda bunaltı önceden kestirilemeyen nöbetler halinde gelir ve nöbetler genellikle gün boyu sürmez. Ayrıca bu nöbet sırasında şiddetli ölüm korkusu ya da kontrolünü yitirme, delirme korkusu olur. Nöbetler arasında ise hastada yaygın bunaltı değil, panik nöbetin gene geleceği korkusu vardır.

Fobik bozuklukta ise bunaltı, özel durumlarda ya da nesneler karşısında ortaya çıkar ve kişi bu durumlardan kaçınmaya çalışır (agorofobi, sosyal fobi gibi). Bu durumların dışında hastada belirgin bunaltı genellikle görülmez. Fakat fobik hastaların da sıklıkla çabuk heyecanlanan, ürken, sıkıntılı kişiler olduğunu bilmek gerekir. Yani hastada yaygın bunaltı bozukluğu, fobiler ya da panik bozukluğu birlikte görülebilir.

Obsesyon (saplantı), mantıkla bilinçten uzaklaştırılamayan patolojik, inatçı, yineleyici ve karşı konulmaz bir düşünce veya dürtüdür. Kompülsiyon (zorlantı) sıklıkla bir obsesyona yanıt olarak, bir eylemi yapmak için duyulan patolojik, yineleyici ve istenmeyen gereksinimdir. Kompulsif bir eylemin gerçekleştirilememesi anksiyete doğurur. Obsesif-kompulsif hasta, işlevselliğini bozan obsesyonlar, kompulsiyonlar veya her ikisini birden sergiler.

Posttravmatik stres bozukluğu, olağandışı bir travmaya (deprem, savaş, kaza, tecavüze uğrama, işkence altında kalma gibi) yanıt olarak gelişir. Hasta aşırı telaşlı, kaygılı ve huzursuzdur. Duygulanımda bunaltı egemendir. Bunaltı çok uzun sürerse bazen depresyon gelişebilir. Posttravmatik stres bozukluğu sıkça hatalı biçimde başka bir ruhsal bozukluk tanısı alır, bu da durumun uygun tedavi edilmemesine yol açar. Hekim; ağrı bozukluğu, madde kötüye kullanımı, diğer anksiyete bozuklukları ve duygudurum bozuklukları olan hastalarda posttravmatik stres bozukluğunu aklına getirmelidir. Genelde posttravmatik stres bozukluğu, geçirilmiş travmatik deneyimlerin üzerinde durulan görüşmelerle ve şimdiki belirtilerin doğasına bakılarak diğer ruhsal bozukluklardan ayırdedilebilir.

Yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk ve sosyal fobi gibi anksiyete bozuklukları en sık görülen psikiyatrik bozukluklardandır ve bu bozukluğu olan hastalar psikiyatristlerden çok birinci basamak hekimlerinden yardım arama eğilimindedirler. Anksiyete bozukluğu olan hastalar diğer hastalara göre daha sık sağlık başvurusunda bulunma, aşırı tanısal testlere maruz kalma, sağlıklarını kötü olarak nitelendirme, sigara içme ve madde suistimaline yatkın olma eğilimindedirler.

Anksiyete bozuklukları, özellikle panik bozukluk, kronik tıbbi hastalığı olanlarda (örn: hipertansiyon, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, irritabl bağırsak sendromu, diabet) genel populasyona göre daha sıktır. Aksine aksiyete bozukluğu olan hastalarda tıbbi bir hastalık gelişme eğilimi diğer kişilere göre daha fazladır ve anksiyete bozukluğunun mevcudiyeti tıbbi hastalığın süresini uzatabilir. Anksiyete bozukluğu olan hastalar tüm sebeplerden daha yüksek mortaliteye sahiptir.



Yaygın Anksiyete Bozukluğunun Özellikleri

Yaygın anksiyete bozukluğunun tarifi zaman içinde değişmiştir. Orijinal olarak panik bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu arasında küçük bir ayırım yapılmıştı. Panik bozukluk daha iyi anlaşıldıkça ve spesifik tedaviler geliştirildikçe Yaygın anksiyete bozukluğu DSM-III'te panik atak veya major depresyon semptomları olmayan bir bozukluk olarak tarif edildi. Bu tarif az güvenilirdi ve yaygın anksiyete bozukluğunun DSM-IV'teki mevcut tarifi (Tablo 1) somatik semptom (örn: kas gerginliği) veya otonomik semptomdan (örn:aşırı terleme, artmış otonomik uyarılma) çok psişik komponenti (örn: endişe) vurgulamaktadır.DSM-IV'ün çizdiği çerçeveye ilave olarak yaygın anksiyete bozukluğunun semptomları üç kategori içinde ayrılmış gibi algılanabilir: aşırı fizyolojik uyarılma, şekil değiştirmiş kognitif işlevler ve kötü başetme stratejileri. Bu kategorilerin her biri ile alakalı semptomlar Tablo 2'de listelenmiştir.

DSM-IV'e göre yaygın anksiyete bozukluğu tanısı koymak için endişe ve diğer alakalı semptomlar en 6 ay süre ile mevcut olmalıdır ve hastanın yaşamını kötü yönde etkilemelidir (örn: hasta işyerine gidemez veya günlük sorumluluklarını devam ettiremez). Tanı meydan okuyucu olabilir çünkü normal anksiyete ile yaygın anksiyete bozukluğu arasındaki fark her zaman kesin değildir ve yaygın anksiyete bozukluğu sıklıkla diğer psikiyatrik semptomlarla (major depresyon, distimi, panik bozukluk, madde suistimali) birlikte bulunabilir.

Yaygın anksiyete bozukluğunun hayat boyu prevalansı % 4.1 ile 6.6 arasındadır. Hekime başvuranlar arasında yaygın anksiyete bozukluğu prevalansı normal populasyonun iki katı olarak bulunmuştur. Kadınlarda erkeklerden iki kat daha sık görülür ve başlama yaşı ortalaması 20'dir. Yaygın anksiyete bozukluğu zorlayıcı hayat olayları ile başlayabilmesine rağmen septomların başlangıcı genellikle derecelidir. Durum alevlenme ve remisyon dönemleri ile kronik olma eğilimindedir.



Tablo 1.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu için Tanısal Kriterler

En az 6 ay süre ile hemen her gün ortaya çıkan, birçok olay ya da faaliyet hakkında (işte ya da okulda başarı gibi) aşırı anksiyete veya korku (evhamlı beklenti)

Kişi korkusunu kontrol altına almayı zor bulur.



Anksiyete ve korkuya aşağıdaki altı semptomdan üçü (veya fazlası) eşlik eder (son altı ay boyunca en azından bazı semptomların hemen her zaman olmasıyla).

NOT: Çocuklarda sadece biri yeterlidir.

Huzursuzluk veya kendini çok heyecanlı veya kenardaymış gibi hissetmek

Kolaylıkla yorulmak

Konsantre olmakta güçlük veya aklın boşalması

İrritabilite

Kas gerginliği

Uyku bozukluğu (uykuya dalmada veya uykuyu sürdürmede güçlük, veya huzursuz, tatmin etmeyen uyku)



Anksiyete veya korkunun odağı Eksen I bozukluğun özellikleri ile sınırlı değildir; örn: anksiyete veya korku; (panik bozuklukta olduğu gibi) panik atak olacağı, (sosyal fobide olduğu gibi) toplum içinde utanç verici duruma düşeceği, (obsesif-kompulsif bozuklukta olduğu gibi) kirleneceği, (ayrılık anksiyete bozukluğunda olduğu gibi) evden veya yakın akrabalardan uzak olacağı, (anoreksiya nervozadaki gibi) kilo alacağı, (somatizasyon bozukluğunda olduğu gibi) multipl fizik şikayetleri olması veya (hipokondiryaziste olduğu gibi) ciddi bir hastalığa yakalandığı konusunda değildir ve anksiyete ve korku sadece posttravmatik stres bozukluğunda ortaya çıkmaz.



Anksiyete, korku veya fizik semptomlar sosyal, mesleki veya önemli işlev alanlarında klinik olarak belirgin sıkıntı veya uyumsuzluğa yol açar.



Bozukluk bir maddenin (bağımlılık yapan bir madde veya ilaç) doğrudan fizyolojik etkilerine veya genel tıbbi duruma (örn:hipertiroidizm) bağlı değildir ve özellikle Duygudurum bozukluğu, Psikotik Bozukluk veya Sürekli Gelişim Bozukluğu esnasında ortaya çıkmaz.





Tablo 2.


Yaygın anksiyete bozukluğu ile ilgili Semptom ve Davranışlar

Aşırı Fizyolojik Uyarım
Kas gerginliği
İrritabilite
Halsizlik
Huzursuzluk
Uykusuzluk

Çarpık Kognitif İşlevler
Kötü konsantrasyon
Problemlerin gerçeğe aykırı değerlendirilmesi
Korkular

Kötü Başetme Stratejileri
Kaçınma
Erteleme
Kötü problem çözme yetileri





DEĞERLENDİRME

İlk değerlendirme

Hastanın hikayesini aldıktan sonra hekim anksiyeteyi akut (veya kısa veya aralıklı) veya persistan (veya kronik) olarak kategorize etmelidir. Akut anksiyete saatler-haftalar sürer (aksine panik ataklar dakikalar boyu sürer) ve bir stresörü takip eder. Sıklıkla komorbid durumlar (örn:major depresyon) mevcut değildir. Persistan anksiyete aylardan yıllara kadar sürer ve "kişisel anksiyete" adı verilen şeyi içerebilir. Kişisel anksiyete bir hastanın mizacının parçası olarak görülebilir; örneğin bir hasta "Her zaman sinirliydim, fakat neye sinirlendiğimi bilmiyorum." diyebilir.

Çoğu persistan anksiyete vakasında sıklıkla presipitan bir stresör olmamasına rağmen bir stresör, hastanın taban anksiyete seviyesini alevlendirebilir. Bu duruma "çifte anksiyete" adı verilir (örn: persistan anksiyete üzerine binmiş akut anksiyete). Yaygın anksiyete bozukluğu persistan anksiyetenin bir formudur ve kişisel anksiyeteli veya kişisel anksiyetesi olmayan hastalarda görülebilir.

Bazı hastalar özel bir semptomu (örn:uykusuzluk) vurgulayabilir ve yaygın anksiyete bozukluğu ile alakalı diğer semptomları bildirmeyebilir. Bazı hastalar anksiyete veya spesifik korkulardan şikayetçi olmayabilir fakat diare, palpitasyon, karın ağrısı, başağrısı veya göğüs ağrısı gibi özel somatik semptomlarla başvurabilir. Bu hastalar tam tıbbi incelemeyi garantilerler çünkü yaygın anksiyete bozukluğunun etiyoloji olduğuna dair hiçbir işaret yoktur. Aksine semptomlar belirsiz bir şekilde tarif edildiğinde, bilinen patofizyolojik mekanizmalarla açıklanamıyorsa, herhangi bir şekilde kanıtlanmadığı halde sebat ediyorsa ve güvence verilmesine rağmen çözülmüyorsa hekim ayırıcı tanıların arasına yaygın anksiyete bozukluğunu da eklemelidir. Bu kliniğe sahip hastalara değerlendirme sırasında mümkün olduğu kadar korkular, "sinirler", anksiyete, akut veya kronik stresorlar, ve Tablo 1 ve 2'de listelenen semptomlar sorulmalıdır.







Madde Suistimalinin Değerlendirilmesi

Bağımlılık yaratan ilaçların kullanımı veya kesilmesi anksiyete yaratabilir (tablo 3). Hekim hastanın alkol, kafein, nikotin ve diğer sık kullanılan madde (reçete ile kullanılanlar dahil) kullanımını sorgulamalıdır. Aile üyelerinden doğrulayıcı bilgi alınması gerekli olabilir.



Tablo 3

Anksiyete İle İlişkili Bulunan İlaçlar / Maddeler

Amfetamin

Antihistaminikler

Antiparkinson ilaçlar

Antitüberküloz ilaçlar

Bromokriptin

Dijitaller (zehirlenme)

Efedrin

Fenilpropanolamin

İnsülin

Karbon disülfid

Metilfenidat

Nöroleptikler

Oksimetazolin

Pentazosin

Salisilatlar

Steroidler

Tiroid ilaçları


Aminofilin

Antihipertansifler

Antipsikotikler

Aspirin entoleransı

Civa

Disopiramid

Epinefrin

Fosfor

Kafein

Kinakrin

Metrizamid

Nonsteroid antienflamatuarlar

Oral kontraseptifler

Prokarbazin

Sedatif-hipnotikler (kesilme)

Sülfonamidler


Antikolinerjikler

Antikonvülsanlar

Antidepresanlar

Baklofen

CO ve CO2

Dopamin

Fenilefrin

Halüsinojenler

Karbidopa-levodopa

Lidokain

Monosodyum glutamat

Nikotinik asit

Penisilin

Psödoefedrin

Sempatomimetikler

Teofilin



Medikal Bozuklukların Değerlendirilmesi

Hastanın anksiyete şikayetinin etiyolojisinde yaygın anksiyete bozukluğu olduğunu söyleyebilmek için nonpsikiyatrik bozukluklar ekarte edilmelidir (tablo 4). Nörolojik ve hipertiroidizm ve Cushing hastalığı gibi endokrinolojik hastalıklar anksiyetenin sık bildirilen tıbbi sebepleridir. Anksiyete ile sık alakalı diğer tıbbi durumlar arasında mitral valf prolapsusu, karsinoid sendrom ve feokromasitoma vardır. Sıklıkla bildirilmesine rağmen bu durumlar klinikte nadir görülür ve bütün bu tanıları ekarte etmek için geniş tanısal çalışmalara gerek yoktur. Steroidler, reçetesiz satılan sempatomimetikler, selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI), digoksin, tiroksin ve teofilin gibi ilaçlar da anksiyeteye yol açabilirler. Hekim ayrıca bitkisel ürünler ve vitaminlerin kullanımı hakkında da bilgi almalıdır. Eğer mümkünse yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalarda tedaviye başlanmadan önce tüm eksojen madde kullanımı kesilmelidir.

Tablo 4

Anksiyeteyle Bağlantılı Tıbbi Bozukluklar

Gastrointestinal Sistem

Kolit

Crohn hastalığı

İritabl kolon sendromu

Peptik ülser

Solunum Sistemi

Astım

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı

Hiperventilasyon sendromu

Pnömotoraks

Akciğer ödemi

Pulmoner emboli

Nörolojik Sistem

AIDS

Demans ve deliryum

Epilepsi

Esansiyel tremor

Huntington karesi

Lupus serebriti

Multipl skleroz

Parkinson hastalığı

Vestibüler işlev bozukluğu

Wilson hastalığı


Kardiyovasküler Sistem

Aritmi

Kardiyomiyopati

Konjestif kalp yetmezliği

Koroner yetmezlik

Mitral kapak prolapsusu

Miyokard enfarktüsü

Endokrin Sistem

Adrenal yetmezlik

Karsinoid sendrom

Cushing sendromu

Hiperparatiroidizm

Hipertiroidizm

Hipotiroidizm

Hipoglisemi

Hipopotasemi





Diğer Psikiyatrik Bozuklukların Değerlendirilmesi

Diğer psikiyatrik bozuklukların değerlendirilmesi hastanın değerlendirilmesinin en zorlayıcı kısmıdır çünkü yaygın anksiyete bozukluğunun semptomları diğer psikiyatrik bozukluklarınkiler ile (örn:major depresyon, madde suisitmali, panik bozukluk) örtüşür ve bu bozukluklar sıklıkla yaygın anksiyete bozukluğu ile eşzamanlı olarak ortaya çıkar. Diğer alakalı psikiyatrik bozukluklarla örtüşmesi ve eşzamanlı görülmesi nedeniyle bazı otörler yaygın anksiyete bozukluğunun ayrı bir antite olup olmadığını soruşturmuşlar ve panik bozukluk veya major depresyonun bir varyantı olarak yeniden yerleştirmişlerdir. Yaygın anksiyete bozukluğunun semptomları major depresyonun veya panik bozukluğun semptomlarının başlangıcından önce, başlangıcı esnasında veya başlangıcından sonra başlayabilir. Bazı hastalarda anksiyete ve depresyonun semptomları olabilir ancak DSM-IV’te belirtilen yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk veya major depresyon kriterlerini tam karşılayamayabilir. Bu vakalarda "mikst anksiyete-depresif bozukluk" terimi resmi nozoloji terimi olmasa da kullanılabilir. Karmaşaya rağmen anksiyeteli hastalara panik atak semptomları ve major depresyonla alakalı nörovejetatif semptomlar (suisidal düşünceler dahil) sorulmalıdır. Birden fazla psikiyatrik durum olduğunda hangi bozukluğun ilk ortaya çıktığını araştırmak denenebilir. Yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk ve major depresyonun bası ayırıcı bazı özellikleri Tablo 5’te verilmiştir.

Eşzamanlı bozuklukların değerlendirilmesinde obsesif-kompulsif bozukluk ve sosyal fobi de gözönünde tutulmalıdır. Obsesif-kompulsif bozukluğun anahtar semptomu tekrarlayan, güdüsel düşünceler veya hareketlerdir. Sosyal fobi, sosyal veya performans durumlarında ortaya çıkan yoğun anksiyete ile karakterizedir. Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalar sıklıkla somatik şikayetlerle de gelebildiğinden somatizasyon bozukluğu da unutulmamalıdır. Bu bozukluğun ayırıcı özelliği birkaç organ sistemini içeren kronik, multipl fiziksel şikayetlerdir. Belirgin yaygın anksiyete bozukluğu olan hastaların daha sınırlı fizik şikayetleri vardır.







Tablo 5

Yaygın anksiyete bozukluğu, Panik bozukluk ve Major depresyonun ayırıcı özellikleri

Bozukluk


Ayırıcı özellik


Başlama Yaşı


Alakalı semptomlar


Hastalığın seyri


Aile hikayesi

Yaygın anksiyete bozukluğu


Özel ilgi hakkında korku


20'lerin başı


Huzursuzluk, motor gerginlik, halsizlik


Kronik


Yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, alkol suistimali

Panik bozukluk


Yoğun, kısa, akut anksiyete; ataklar değişken; sıklıkla presipitan yok


Bimodal başlangıç (geç adolesans, 30'ların ortası)


Artmış kalp hızı, titreme, aşırı terleme, dispne


Değişken remisyon ve nüks periyodları


Panik bozukluk,major depresyon, alkol suistimali

Major depresyon


Sürekli düşük duygudurum, sürekli anksiyete eşlik edebilir


20'lerin ortası


Nörovejetatif semptomlar (örn: insomnia, iştah kaybı, suçluluk)


Semptomlar kaybolur fakat nüksedebilir


Major depresyon, alkol suistimali



TEDAVİ

Psikolojik Tedaviler

Hafif anksiyeteli hastalarda başlangıç tedavisi yaygın anksiyete bozukluğunun üç semptom kategorisini hedefleyen nonfarmakolojik tedavi olmalıdır. Uyarılmayı azaltmak için relaksasyon teknikleri ve "biyofeed-back" kullanılmaktadır. Kognitif terapi hastalara endişelerini gözlemleyerek kognitif çarpıtmaları sınırlamalarına yardımcı olur ve anksiyeteleri ile başedebilmek için daha iyi planlar yapabilme yeteneğini sağlar. Kognitif terapilerde hastalara endişelerini kaydetmeleri öğretilerek, endişelerinin boyutlarını yargılayan veya çelişkilendiren liste deliller elde ettirilir. Hastalar ayrıca "endişe için endişelenmenin" anksiyeteyi devam ettirdiğini ve kaçınma ve ertelemenin problemleri çözmenin etkili yolları olmadığını öğrenirler.

Az sayıdaki çalışmalar kognitif terapinin davranış terapisinden, psikodinamik psikoterapiden ve farmakoterapiden daha etkili olduğunu göstermiştir ancak bunun ciddi olarak ispatı için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Kronik sosyal stresörleri ve psikolojik tedavilerden az fayda bekleyen kişilik bozukluğu olan hastalar anksiyete için yapılan psikoterapötik tekniklere iyi yanıt vermezler. Sıklıkla psikoterapi ve farmakoterapi gereklidir.

Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastaların tedavi planında aile üyeleri de rol almalıdır. Başlangıçta ilave anamnestik bilgi sağlayabilir ve tedavi planının formüle edilmesinde katkı sağlayabilirler. Bu bozukluğa sahip hastalar tehlike işaretlerine karşı tetikte olma eğiliminde olduklarından ve bilgiyi yanlış yorumlayabildiklerinden aile üyeleri hastanın problemlerine yeni bir perspektif sağlayabilirler. Ayrıca aile üyeleri hastanın problem çözme becerileri geliştirmesine yardımcı çabalara dahil edilmelidir, diğer insanlarla etkileşmeyi teşvik edici planlanmış aktiviteler sağlayarak yaygın anksiyete bozukluğu olan hastaların sosyal izolasyonunu azaltabilirler ve problemlerin tekrar tekrar ortaya gelmesini azaltabilirler. Eğer madde suistimali belirginse hasta bir rehabilitasyon merkezine sevk edilmelidir.



Farmakolojik Tedavi

Farmakolojik tedavi anksiyetesi günlük işlerini belirgin oranda aksatmasına yol açan kişiler için düşünülmelidir. Yaygın anksiyete bozukluğu olan kişilerde tedavi süresinin uzunluğu için çalışmalarla elde edilmiş net bir sonuç yoktur. İlaç kesildikten sonraki ilk bir ay içinde vakaların %25’i nüksederken, bir yıl içinde vakaların %60-80’i nüksetmektedir. En az altı ay ilaç tedavisi alanlarda nüks oranı daha kısa tedavi alanlardakinden daha azdır.

Benzodiazepinler: En sık kullanılan anksiyolitikler benzodiazepinlerdir. Benzodiazepinlerin tamamı eşit etkinliktedir ve hepsi gama-amino bütirik asit (GABA)/benzodiazepin (BZ) reseptör kompleksi üzerinden etki göstererek sedasyon, konsantrasyon problemleri ve anterograd amneziye yol açar. Benzodiazepinler tek başına korkuyu azaltmazlar ama tetikte olma hissini azaltarak ve kas gerginliği gibi somatik semptomları engelleyerek anksiyeteyi azaltırlar. Bu ilaçların sedasyon, bozulmuş konsantrasyon ve amnestik etkilerine tolerans birkaç hafta içinde gelişir ancak anksiyolitik etkiye tolerans en yavaş gelişenidir. Benzodiazepin tedavisi 2 mg diazepam veya eşdeğeri ile günde 3 kez olmak üzere başlanabilir. Semptomlar azalana, yan etkiler gelişene veya günlük doz 40 mg’a ulaşıncaya kadar 2-3 günde bir günde 2 mg arttırılabilir. Diazemin başlangıç ajanı olması gerekmez, birkaç alternatif vardır. Yaşlı hastalarda benzodiazepin dozu mümkün olan en düşük seviyeden başlanmalı ve yavaş arttırılmalıdır.

Oksazepam gibi kısa yarı ömürlü ajanlar kolayca metabolize edilirler ve aşırı sedasyona yol açmazlar. Bu ajanlar yaşlılarda ve karaciğer hastalığı olanlarda kullanılmalıdır. Ayrıca "lüzumu halinde" esasına göre kullanılmaya da uygundurlar. Klonazepam gibi uzun yarı ömürlü ajanlar eşlik eden tıbbi problemi olmayan genç hastalarda kullanılmalıdırlar. Artmış uyuma ilave olarak uzun etkili ajanların birkaç avantajı daha vardır: gün içinde daha seyrek alınabilirler, hastalar doz aralarında daha az anksiyete hissetme eğilimindedirler ve ilaç kesildikten sonra kesilme belirtileri daha hafiftir. Bir benzodiazepin reçete edildiğinde hasta araç sürme ve büyük makineleri kullanma konusunda uyarılmalıdır.

Terapötik dozlarda benzodiazepinlerin kullanımı suistimale yol açmaz ve bağımlılık nadirdir. En sık suistimal edilmeye yatkın benzodiazepinler hızlı emilen diazepam, lorazepam (Ativan) ve alprozolam (Xanax)’dır. Alprozolam sadece panik bozukluğu olan hastalara reçete edilmelidir. Suistimal edildiğinde benzodiazepinler sıklıkla diğer maddelerle, özellikle de opiatlarla beraber kullanılmaktadır. Benzodiazepin suistimaline en yatkın hastalar daha önceden alkol veya ilaç suistimali ve kişilik bozukluğu olan hastalardır.

Tüm benzodiazepin tedavileri bağımlılığa yol açabilir, ilaçlar kesildiğinde yoksunluk semptomları ortaya çıkar. Yoksunluk semptomları arasında anksiyete, irritabilite ve uykusuzluk vardır ve yoksunluk sendromu ile hastalığın nüksünü ayırdetmek zor olabilir. Kesilme sırasında nadiren nöbetler görülebilir. Yüksek doz kullananlarda, kısa yarı ömürlü ajanları kullananlarda, hızla düşülen dozlarda, halen sigara kullanan hastalarda veya illegal ilaç kullanımı hikayesi olanlarda yoksunluk semptomları daha ciddi olma eğilimindedir ancak üç ay süresince uygun doz kullanılmış olsa bile ortaya çıkabilir.

Yoksunluk semptomları kısa yarı ömürlü ajanın son dozundan 6-12 saat, uzun yarı ömürlü ajanın son dozundan 24-48 saat sonra ortaya çıkar. Altı haftadan uzun süre benzodiazepin kullanan hastalarda yoksunluk semptomlarının ortaya çıkmasını egellemek için doz haftada %25 veya daha az oranda azaltılmalıdır. Hastalarda ilacın kesilme işlemi bittikten sonra rebound anksiyete ortaya çıkabilir (bazı antihipertansif ajanların kesilmesinden sonra ortaya çıkan hipertansiyon gibi), fakat bu geçicidir ve 48-72 saat içinde sona erer. Rebound anksiyete sona erdikten sonra hastalar yeniden anksiyete yaşayabilir, buna nükseden anksiyete adı verilir.

Sadece birkaç kontollü çalışma benzodiazepinlerin uzun süreli kullanımını desteklese de yaygın anksiyete bozukluğu kronik bir bozukluktur ve bazı hastalar aylar-yıllar boyunca benzodiazepin tedavisine ihtiyaç duyarlar. Genel olarak akut anksiyete ile başvuran veya yeni bir stresör ile karşılaşan ("çifte anksiyete") kronik anksiyeteli hastalar birkaç hafta süre ile benzodiazepin tedavisi almalıdırlar. Benzodiazepinler kesildikten sonra hastalar nükseden anksiyeteye daha az toleranslı olabilirler ve gerekli ise belirsiz bir şekilde de olsa yeniden başlanmalıdır. kronik benzodiazepin kullanan hastalar yaşlı olma, psikolojik stres altında olma ve multipl tıbbi probleme sahip olma eğilimindedir.



Tablo 6

Anksiyete Bozuklukları için Sık Reçete Edilen Benzodiazepinler

İsim


Yarı-ömür (saat)


Doz sınırları (günde)*


Başlangıç dozu

Alprozolam (Xanax)


14


1-4 mg


0.25-0.5 mg günde 4 kez

Klordiazepoksit
(Klipax, Librax)


20


15-40 mg


5-10 mg
günde 3 kez

Klonozepam


50


0.5-4.0 mg


0.5-1.0 mg
günde 2 kez

Klorozepat
(Anksen, Tranxilene)


60


15-60 mg


7.5-15 mg
günde 2 kez

Diazepam (Diazem)


40


6-40 mg


2-5 mg
günde 3 kez

Lorazepam (Ativan)


14


1-6 mg


0.5-1.0 mg
günde 3 kez

Oksazepam


9


30-90 mg


15-30 mg
günde 3 kez

* Yaşlı hastalarda listedeki dozların yarısını kullanın



Diğer Tedaviler: Buspiron (Buspon) kronik anksiyeteli veya benzodiazepin tedavisi sonrası nükseden hastalarda sıklıkla kullanılan ilaçtır. Daha önce madde suistimali hikayesi olan anksiyöz hastalarda da başlagıç tedavisidir. Buspiron yaygın anksiyete bozukluğu olan hastaların tedavisinde benzodiazepinler kadar etkilidir ve kullanımı fizik bağımlıklık veya tolerans geliştirmez.

Benzodiazepin tedavisinde ortaya çıkan semptomlardan hızlı kurtulmanın aksine buspiron’un etkisinin başlaması iki-üç hafta sürer. Bundan dolayı hastalar semptomlardan kurtulmanın geç olacağı konusunda bilgilendirilmelidirler. Buspiron somatik semptomlardan çok yaygın anksiyete bozukluğu ile alakalı endişeyi tedavi ederek benzodiazepinlerin aksine bir etki gösterir. Ancak önceki 30 gün içinde benzodiazepinle tedavi edilmiş hastalarda bu kadar etkili olmayabilir.

Buspironun başlangıç dozu günde 3 kez alınan 5 mg’dır, doz semptomlar ortadan kalkana veya 3 kere 20 mg’a ulaşıncaya kadar kademe kademe arttırılır. Eğer doz çok hızlı arttırılırsa başağrıları veya sersemlik ortaya çıkabilir. Buspiron başlama anında benzodiazepin kullanıyorsa, benzodiazepin ancak buspironun günlük dozu 20-40 mg’a çıktığı zaman azaltılarak kesilmelidir.

GABA/BZ kompleksine ilave olarak yaygın anksiyete bozukluğunun aralarında norepinefrin ve serotoninin olduğu birkaç nörotransmitter sistemle ilgili olduğu gösterilmiştir. Benzodiazepin veya buspiron tedavisine yanıt vermeyen yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalarda trisiklik antidepresanlar veya SSRI’lar gibi bu nörotransmitterleri etkileyen farmakolojik ajanlar üzerinde çalışılmıştır.

İmipramin’in (Tofranil) yaygın anksiyete bozukluğu ile alakalı korkuyu kontrol altına almada etkili olduğu gösterilmiştir fakat depresif semptomları olmayan anksiyeteli hastalarda benzodiazepinler veya buspiron kadar etkili olup olmadığı gösterilememiştir. İmipramin’in kullanımını kısıtlayan antikolinerjik ve antiadrenerjik yan etkileri de mevcuttur. Desipramin ve nortriptilin alternatif olarak kullanılabilir.

Trazodon (Desyrel) serotonerjik bir ajandır ancak yan etkilerinden dolayı (sedasyon, erkeklerde priaprizm) ideal bir ilk seçenek değiildir. Diğer ajanlara yanıt vermeyen hastalarda günlük 200-400 mg’ının faydalı olduğu bildirilmiştir. Nefazodon (Serzone) trazodona benzer bir farmakolojik profile sahiptir fakat daha iyi tolere edilir ve iyi bir seçenektir. Bir SSRI olan paroksetin yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalarda çalışılmıştır fakat araştırma altındaki çoğu antidepresanda olduğu gibi çalışma küçüktür. Venlafaksin (Efexor) anksiyolitik ve antidepresan olarak ilk FDA onayı alan ilaçtır, dolayısıyla eşzamanlı görüldüğünde major depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde kullanılabilir.

Antihistaminikler potent anksiyolitikler değildir. Bazı antipsikotik ajanlar sedasyon özelliğine sahip olmalarına rağmen yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalarda nadiren kullanılabilirler. Performans anksiyetesi (sosyal fobinin bir türü) olan hastalarda beta adrenerjik blokürler kalp hızını düşürmeleri ve titremeyi azaltmaları nedeniyle kullanılabilirler ancak yaygın anksiyete bozukluğu ile alakalı korku veya diğer somatik semptomları azaltmazlar.

Anksiyetenin tedavisinde sıklıkla kullanılan iki bitkisel ilaç Valeria officinalis (valerian) ve Piper methysticum adlı bitkinin kök ekstraktından yapılan bir içecektir (kava-kava). Her ikisinin de sedatif etkisi vardır ancak kava’nın diskinezi, distoni ve dermopati gibi alkol ve benzodiazepinlerle sinerjistik etki sonucu ortaya çıkabilen endişe verici yan etkileri vardır. Birden kesildiğinde valerian'ın deliriuma ve kalp yetmezliğine yol açtığı bildirilmiştir. Yaygın anksiyete bozukluğu olanlarda bu bitkisel ilaçların tedavi edici ajanlar olarak tavsiye edilebilmesi için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Yaygın anksiyete bozukluğu olan bir hasta uygun benzodiazepin veya buspiron tedavisine cevap vermiyorsa bir psikiyatriste konsülte edilmesi gözden geçirilmelidir. Psikiyatrist tanının netleşmesine, eşlik eden bir psikiyatrik bozukluğun olup olmadığının tespitine yardımcı olabilir ve hangi bozukluğun önce tedavi edilmesi gerektiğine karar verebilir. Psikiyatrist aynı zamanda psikoterapi ve tedavi değişiklikleri gibi tedavi hakkında tavsiyelerde de bulunabilir.