
Yıldız Haritası
The Time Machine Project © 2005 Cetin BAL - GSM: +90 05366063183 - Turkiye / Denizli
Yıldızname / Yıldızname Burçları / Hacet ve Dilek Duası / Duâların Esrârı / Demon Nedir? / Celcelutiye Duası Nedir? / Gök Kapılarını Titreten Dua (İsmi Azam) / Cehennemden Gelen Sesler / Büyü Nedir? / Ayet'el Kürsi / Kısmet Açılması / Çok Büyük Bir Korunma Duası / Cin ve Peri Nedir? / Allah'ın İşleri Kolaylaştırması, Bol Rızık ve Zenginlik İçin / Duaların Kabul Olmayışının 10 Sebebi / Şahmaran Duası / Yedi Ayetler ve Sırları / Duaların Kabul Zamanları

Yıldız Haritası
The Time Machine Project © 2005 Cetin BAL - GSM: +90 05366063183 - Turkiye / Denizli









(Güvenilir. Pozitif bilimler)Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ven%C3%BCs_(gezegen)




Vela Supernovası'nın Gizemi
Galaksimizde, 1.300 ışık yolu ötede yani 12.300 yıll öncesinde, Vela Takımyıldızı´nda bir süpernova patlaması oldu. Patlama, 11.000 yıl önce 10 magnitute derece parlaklıkta dünyadan görüldü; bu parlaklık dolunayın 7 gün sürmesi kadardı. Şu anda ise bizler patlamanın artıklarını 1.000 ışık yılı uzaklıktan görüyoruz. Patlama özellikle Akdeniz ufkunda görüldü yani Ay kadar parlaktı. Çıplak gözün görme yeteneğine göre, süpernovanın ışınlarının yaygınlığı Ay´ın çapını dahi aşıyordu. Bu muhteşem bir uzay dansıydı, akıl ötesi bir bir ateş kütlesi tüm renklere dönüşerek bir gayzer gibi fışkırıyordu. O zamanın gözlemcileri patlamayı nabız gibi atarken görüyorlardı. Büyük olasılıkla ormanlarda ve yerleşim merkezlerinde yaşayanlar gölge oyunları da gördüler.
Vela sözcüğü İspanyolca ve gözlemek anlamında. Akadlar Sümer ülkesine Sümer Toprağı anlamında, Gözlemcilerin Toprakları diyorlardı. Süpernova, Michanowsky´in araştırmalarına göre Sümerliler tarafından görüldü ve kaydedildi; 4.000 yıllık bir yazıtta "Yaradılış Tarihi" başlığı altında; "Tanrı Ea´nın Vela´daki dev yıldızı" deniyordu. Timothy Ferris´e göre Mısır´ın Ankh´ı ve Tanrı Toth süpernovayı simgelemektedir. Böylesine büyük bir patlamayı bizlerin hayal etmesi dahi mümkün değil, gördüğünüz fotoğraflarda bir diğer süpernova patlaması yer alıyor; galaksinin 1940 yılındaki fotoğrafında olmayan patlama, bir yıl sonraki fotoğrafta açıkça görülüyor. Kimbilir oralarda neler oldu? Ve acaba şimdiki görüntü nasıl ama bunun için beklememiz gerekiyor...
Kaynaklar:
* Science Digest.
* Tony Smith, "13 March 1941"
* Sümerce-‹ngilizce Sözlük: Adapa (Dan Sullivan)
* History of the Bronze Age in Mesopotamia

XIV. yüzyılın başında İznik'te kurulan ilk Osmanlı medresesi ile başlayan ve Fatih Sultan Mehmed'in fetihten sonra İstanbul'da tesis ettiği Semaniye Medreseleri ile devam eden ve yine İstanbul'da Kanuni Sultan Süleyman tarafından kurulan Süleymaniye Medreseleri ile tam anlamıyla yerleşen Osmanlı yüksek eğitim sistemi, artık en olgun noktasına varmıştı. Fatih edreselerinin kurulmasıyla astronominin de içinde bulunduğu akli ilimlerin eğitimi medrese tahsilinin bir unsuru haline gelmiştir. Diğer taraftan, klasik İslâm biliminin Kahire-Şam, Meraga ve Semerkant gibi ana bilim geleneklerinin birikimleri İstanbul'a aktarılmıştı. Böylece İstanbul, İslâm dünyasının sadece siyasî başkenti olmasının yanında aynı zamanda bilim ve kültür başkenti de olmuştu. Osmanlı âlimleri de devraldıkları klasik İslâm bilimini geliştirmiş ve üzerine orijinal eklemelerde bulunmuşlardır.
Bu yüzyılda ilmi müesseseler yönünden de bir klasikleşme müşahede edilmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz medreseler son hâlini almış ve Dârültıp Medresesi tesis edilmiştir. Aynı durum astronomi müesseseleri için de söz konusudur.

İstanbul Rasadhanesi kurucusu Râsıd Takiyüddin Beyoğlundaki Rasadhanesi önünde yardımcısı ve öğrencileri ile
XVI. yüzyıla gelindiğinde, Osmanlı Devleti'nde, doğrudan Osmanlı saray teşkilâtının bir unsuru olan ve Osmanlılarda resmî astronomi işlerini yürüten müneccimbaşılık, Zîc-i İlhanî ve Uluğ Bey Zîci'nin tashihi için kurulan ve astronomik gözlemleri esas alan İstanbul Rasathanesi ve daha çok camilerin bir unsuru olarak vakit tayini ile ilgilenen muvakkıthaneler zikredilmesi gereken üç önemli klasik astronomi müessesesidir.
Osmanlı astronomi literatürünü oluşturan 600 astronom veya astronomi eseri müellifinin seksen beşi XVI. yüzyılda yaşamış ve bu asırda Osmanlı astronomisinin önemli eserleri yazıldığı gibi Türkçe de altmışa yakın eser kaleme alınmıştır.
Müneccimbaşılık
Osmanlı Devleti'nde ve hususiyle saraydaki müneccimlerin başında bulunan kişiye "müneccimbaşı" denilmektedir. Müneccimbaşılık, arşiv belgeleri ve kaynaklardaki bilgilere göre, XV. yüzyılın sonları ile XVI. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış bir müessesedir. Osmanlı sarayında bîrun erkânından olan müneccimbaşılar, aslen ilmiye sınıfına mensup, medrese mezunu kişiler arasından seçilmekteydi.
XVI. yüzyılda Seydi İbrahim b. Seyyid, İshak Sa'di Çelebi, Yusuf b. Ömer, Mustafa b. Ali, Takiyüddin Râsıd gibi kişiler müneccimbaşılıkta bulunmuşlardır. Mustafa b. Ali astronomi ve coğrafya sahasında oldukça mühim bazı eserler telif etmiştir. Takiyüddin Râsıd da astronomi ve matematik sahasında birçok önemli eser vermesinin yanında İstanbul'da bir de rasathane açmış ve bazı gözlemlerde bulunmuştur. XVI. yüzyılda müneccimbaşıların astronomi ve astroloji alanında saraya ait bir çok vazifesi bulunmaktaydı. Müneccimbaşılar XVI. yüzyıldan itibaren saray ve ileri gelen devlet adamları için takvim, imsakiye ve zâyiçe gibi işler yapmaya başlamışlardır. Müneccimbaşının en önemli vazifesi takvim hazırlamaktı. Takvimler 1800 senesine kadar Uluğ Bey Zîci'ne göre, bu tarihden sonra da Jacques Cassini Zîci'ne göre hesap edilmiştir. Ayrıca her Ramazan ayından önce imsakiye hazırlanması ve zâyiçe hazırlamak da müneccimbaşıların vazifeleri arasında bulunmaktaydı. Başta cülus olmak üzere savaş, doğum, düğün, denize gemi indirilmesi, has atların çayıra salınması, padişahın yazlık ve kışlığına gitmesi gibi birçok önemli, önemsiz konuda müneccimbaşılar ve bazen müneccim-i sânîler uğurlu saat tesbit ederlerdi. Başta padişahlar olmak üzere birçok devlet adamı müneccimbaşıları zâyiçelerine göre değerlendirmiş ve zâyiçelerinin isabetli çıkması üzerine onlara birçok ihsanlarda bulunmuşlardır. Bununla birlikte Sultan I. Abdülhamid ve III. Selim gibi uğurlu saate ve zâyiçeye itimat etmeyen padişahlar da bulunmaktaydı. Ancak uğurlu saat uygulaması âdet haline geldiği için bu padişahlar inanmadıkları bu işin önüne geçememişlerdir.
Diğer taraftan kuyruklu yıldızların geçişi, zelzele, yangın, Güneş ve Ay tutulmaları gibi önemli astronomi hâdiseleri ile fevkalade olayları da müneccimbaşılar takip eder ve yorumları ile birlikte saraya bildirirlerdi.
Muvakkıthanelerin idaresi müneccimbaşılara ait idi. Bunun yanında Dârü'r-rasadü'l-cedid adıyla İstanbul'da kurulan rasathanenin idaresi Müneccimbaşı Takiyüddin Râsıd'ın idaresindeydi. XIX. yüzyılın ilk yarısında kurulan Mekteb-i Fenn-i Nücûm adlı mektep de Müneccimbaşı Hüseyin Hüsni ve Müneccimbaşı Sadullah Efendi'nin idaresinde bulunmaktaydı.
Ulemâ sınıfına mensup saray memurlarından olan müneccimbaşılar, silahtar ağaya bağlı olan hekimbaşının maiyyetinde bulunduklarından tayin ve azilleri de onun tarafından yürütülürdü. Müneccimbaşılar, XVI. asırda saraya takvim takdim etmelerinden dolayı 2000 akçe, müneccimler ise 1000 akçe ücret almaktaydılar (4). Osmanlı Devleti'nde otuz yedi kişi müneccimbaşılıkta bulunmuştur. Bunların arasında Takiyüddin Râsıd (ö. 1585) İstanbul'da kurduğu rasathane ile, Müneccimbaşı Derviş Ahmet Dede (ö. 1702) de yazdığı Arapça tarih kitabı Camiü'd-Düvel ile meşhur olmuştur. Müneccimbaşı Hüseyin Efendi (ö. 1650) ise zâyiçelerinin isabetiyle tanınmıştır. Müneccimbaşılar ilmiye mensubu olduklarından dolayı müderrislik ve kadılık gibi birçok vazifelerde bulunmuşlardır.
XVI. yüzyıldan sonra belirli bir sisteme göre devam eden müneccimbaşılık Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar faaliyetlerini sürdürmüştür. Müneccimbaşı Hüseyin Hilmi Efendi'nin vefatına kadar gelen bu müessese, onun 1924 yılında vefatıyla yerine tekrar müneccimbaşı tayin edilmeyerek lağvedilmiş ve 1927 senesinde baş muvakkıtlık makamı tesis edilmiştir.
İstanbul Rasathanesi
Osmanlılarda ilk rasathane İstanbul'da Sultan III. Murad döneminde (1574-1595) Takiyüddin Râsıd tarafından kurulmuştur. Şam'da 932/1526 senesinde doğan Takiyüddin, Şam ve Mısır'da eğitimini tamamladıktan sonra bir müddet kadılık ve müderrislik yapmış, bu arada astronomi ve matematik alanında önemli çalışmalarda bulunmuştur. l570'te Mısır'dan İstanbul'a gelen Takiyüddin, bir sene sonra (1571) vefat eden Müneccimbaşı Mustafa b. Ali'nin yerine müneccimbaşılığa tayin edilmiştir.

1577 de İstanbul semasında bir ay görülen,
Takiyüddin tarafından izlenen Kuyruklu Yıldız.

Takiyüddin el-Rasıd tarafından kurulan
İstanbul Rasathanesinde bulunan
"Zâtu'l-Halak Şehinşahname
İstanbul'da başta Hoca Sadeddin Efendi olmak üzere meşhur ulemâ ve önemli devlet adamları ile yakınlık sağlayan Takiyüddin, Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa vasıtasıyla da Sultan III. Murad ile tanışmıştır.
Takiyüddin, astronomiye meraklı olan padişaha kullanmakta oldukları Uluğ Bey Zîci'nin yaptığı hesaplara kâfi gelmediğini ve yeni bir zîcin hazırlanması gerektiğini anlatarak rasathane kurulması fikrini açtı. Sultan Murad, atalarına nasip olmayan ve ilk defa kendisine nasip olacak bu işi memnuniyetle karşılayarak rasathanenin hemen inşa edilmesini ister ve ayrıca gerekli olan maddî desteği de verir. Bu arada çalışmalarına Galata Kulesi'nden devam eden Takiyüddin, 985/1577'den itibaren de kısmen tamamlanan Dâru'r-rasadü'l-cedîd adındaki yeni rasathanede faaliyetlerini sürdürür.
Bir büyük bir de küçük iki ayrı binadan müteşekkil olan rasathane, Tophane sırtlarında bir yerde inşa edilmiştir. Takiyüddin eski İslâm rasathanelerinde kullanılmış olan aletleri büyük bir titizlikle imal etmiştir. Bununla birlikte bazı yeni aletler de icat etmiş ve gözlemlerinde ilk defa kullanmıştır. Rasathane'de çoğunluğu astronomi ve matematik kitaplarından oluşan büyük bir kütüphane de kurulmuştur. Rasathanenin sekizi râsıd, dördü kâtip ve diğer dördü de yardımcı olarak vazife yapan Takiyüddin ile birlikte on altı kişilik bir kadrosu bulunmaktaydı.
Rasathane'de bulunan aletler ise şunlardı: Zâtü'l-halak (armillae zodiak), kadran (mural quadrant), zâtü's-semt ve'l-irtifâ (azimuthal semicircle), zâtü'ş-şubeteyn (triquetrum), rub'u mıstar (rub -u deffe), zâtü's-sekbeteyn (dipotra), zâtü'l-evtâr, el-müşebbehe bi'l-menâtik (sextant).
Şam ve Semerkant astronomi ekollerini şahsında birleştiren Takiyüddin, rasathanede ilk olarak Uluğ Bey Zîci'nin tashihi işine başlamıştır. Bununla birlikte Güneş ve Ay tutulmaları ile çeşitli gözlemler de yapmıştır. Ramazan 985/Eylül 1578 tarihinde İstanbul'dan bir ay süreyle gözlenen kuyruklu yıldızı da rasathaneden gece gündüz uyumadan gözlemiş ve gözlemlerinin neticelerini padişaha sunmuştur. Takiyüddin yeni geliştirdiği teknikler ve aletler vasıtasıyla gözlemlerinde yeni uygulamalar ve astronomi problemlerinde orijinal çözümler getirmiştir. İlk defa mekanik saat kullanarak çok dakik gözlemler yapmıştır. Diğer taraftan da astronomi hesaplarında altmış tabanlı sayı sistemi yerine on tabanlı sayı sistemini kullanmakla ve ondalık kesirlere göre trigonometri cetvelleri hazırlamakla dikkat çekmiştir. Ekliptik ile ekvator arasındaki 23° 27' lik açıyı 1 dakika 40 saniye farkla 23° 28' 40" bularak ilk defa gerçeğe en yakın ve doğru dereceyi hesaplamıştır. Güneş parametreleri hesabında da yeni bir yöntem uygulamıştır. Sabit yıldızların boylamlarının tesbitinde ise Ay yerine Venüs'ü kullanarak daha dakik neticeler elde etmeyi planlamıştır. Osmanlılarda otomatik makineler üzerine ilk eseri de Takiyüddin yazmıştır.
Rasathane, çok kısa sayılabilecek bir zamanda oldukça önemli faaliyetlere sahne olmuştur. Takiyüddin gözlemlerini Sidrot Muhtaha'l-Efkâr fi Melekût al-Felek al-Devvâr veya al-Zîc al-Şehinşâhî adlarıyla bilinen eserinde bir araya toplamıştır. Ancak Takiyüddin rasathanede yaptığı gözlemlerle Güneş ile ilgili cetvellerini tamamlayabilmiş ise de Ay ile ilgili cetvelleri tamamlayamamıştır. Takiyüddin kendisi ile aynı zamanda yaşamış ve rasathane kurmuş olan Tycho Brahe ile karşılaştırıldığında Brahe'den daha net ve dakik rasatlar yaptığı ortaya çıkmaktadır. Ayrıca onun rasathanesinde bulunan bazı aletler Brahe'nin aletlerinden daha üstündü. Ancak Takiyüddin rasatlarını tamamlayamazken Tycho Brahe uzun süre rasat yapmış ve 777 yıldızın yerini tesbit etmiştir.
İslâm âlimlerinin astronomi eserlerini inceleyen Takiyüddin, eserlerinde yeni unsurlar yanında eskilerin tenkidini de yapmıştır.
Rasathane bazı siyasi çekişmeler sebebiyle ve dini gerekçeler ileri sürülerek 4 Zilhicce 987/22 Ocak 1580 tarihinde Padişah'ın emriyle Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından yıkılmıştır .
Muvakkıthaneler
Osmanlı-Türk medeniyetinde, imaret adıyla bilinen kamu binalarından olan muvakkıthaneler, hemen her şehir ve kasabada cami veya mescidlerin bahçesinde bir iki oda hâlinde bulunan kurumlardır. Muvakkıthaneler bulundukları külliyenin vakfı tarafından idare edilmekte olup, buralarda vazife yapan kişilere ise muvakkit denilirdi.
Emeviler döneminde (661-750) ortaya çıkan muvakkıthaneler, Osmanlılarda özellikle İstanbul'un fethinden sonra yaygınlaşmıştır. İstanbul'da ilk inşa edilen muvakkıthane 1470 tarihli Fatih Camii Muvakkıthanesidir . Osmanlılar İstanbul'da birçok muvakkıthane kurmuşlardır. Bunlardan en meşhuru, XVI. asırda kurulan Bayezid Camii Muvakkıthanesi idi. Evliya Çelebi bu ünün, muvakkıthane saatlerinin çok dakik olmasından ileri geldiğini söylemektedir. Yavuz Selim, Fatih, Şehzade, Eminönü'nde bulunan muvakkıthaneler de İstanbul'un diğer meşhur muvakkıthaneleri idi.
Özellikle namaz vakitlerini belirlemek için kurulmuş olan muvakkıthanelerde bu iş güneş saatleri ile yapılırdı.

İstanbul semalarında bir ay görünen 1577 Kuyruklu Yıldızın bir başka resmi
Ayrıca muvakkıtlar, isteyenlere basit astronomi dersleri de verirlerdi. Bazı muvakkıtlar senelik takvim ile Ramazan ayı için imsakiye hazırlarlardı. Muvakkıtların hemen hemen tamamı basit astronomi aletlerini kullanmayı bildikleri gibi içlerinde bu sahada eser verecek seviyede bilgi sahibi olanlar da vardı.
Muvakkıthaneler, muvakkıtların bilgisine göre hem bir astronomi eğitimi yeri ve hem de basit bir gözlemevi idi. Bu yüzden İstanbul'daki bazı muvakkıthanelerin, mü-neccimbaşıların yetişmelerinde önemli bir yeri bulunmaktaydı. Zira bir kısım muvakkıtlar, muvakkıthanelerdeki başarılı çalışmaları ve faaliyetleri sebebiyle müneccimbaşılığa kadar yükselmişlerdir.
Bu kurumların idaresi ve görevlilerin maaşı, bağlı bulundukları vakıf tarafından karşılandığı halde tayinleri müneccimbaşı tarafından yapılırdı. Vefat eden muvakkıtın yerine oğlu tayin edilir, eğer muvakkıtın evladı yoksa isteklilerden imtihanla biri tayin edilirdi. Muvakkit olacak kişilerin ehliyetli olmasına dikkat edilirdi. Bu husus vakfiyelerde de belirtilirdi.
Muvakkıthaneler, XIX. asırda mekanik saatlerin yaygınlaşmasına rağmen Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar varlıklarını muhafaza etmişlerdir. Cumhuriyetin ilânı ile başmuvakkıtlık (1927) adı altında kurulan yeni bir müesseseye devredilen muvakkıthaneler, 20 Eylül 1952'de kapatılmıştır. Bugün bazı muvakkıthanelerin binaları hâlen mevcut olmakla beraber, çoğu metruk ya da başka amaçlarla kullanılmaktadır.





Uzaydan Gelen Büyük Tehdit
Astronomlar, bugüne kadarki en tehditkar gökcismini keşfetti.
Liverpool‘daki John Moores Üniversitesi‘nden Dr. Benny Peiser, ilk olarak 5 Temmuz gecesi New Mexico‘daki gözlemevince saptanan 2002 NT7 katalog numaralı gökcisminin, Dünya ile çarpışma ihtimali içeren rotada bulunduğunu ve 1 Şubat 2019‘da Dünya‘ya çarpabileceğini söyledi.
Peiser, parlaklığı gözönüne alındığında 2 kilometre genişliğinde olduğu tahmin edilen NT7‘inin Dünya‘ya çarpma olasılığının yüzde 6 olduğunu belirtti.
Araştırmacılar, Güneş‘in çevresindeki dönüşünü 837 günde tamamlayan NT7‘inin, 1 Şubat 2019‘da Dünya‘ya çarpma hızının saniyede 28 kilometreye ulaşacabileceğini, bu hızın bir kıtayı yok edecek seviyede olduğunu ve küresel iklim değişikliklerine yol açabileceğini tahmin ediyor.
Kaynak: milliyet










(Güvenilir. Pozitif bilimler)
Sirius Kültü
Orion Takımyıldızı, Ekvator bölgesinde çıplak gözle bakıldığında Orion kuşağı denilen 4 tanesi dörtgen, 3 tanesi de bu dörtgen içinde eşik bir çizgi üzerine sıralanmış toplam 7 yıldızdan oluşur. İnsanlık tarihinin yolu, bu takım yıldızı ile bir çok kez kesişmiştir. Neredeyse ilk çağlardan beri her zaman Güneş, Ay, Merkür veya Venüs gibi, gözümüzün önündeki gök cisimleri kadar insanlığın dikkatini çekmiştir.
Örneğin niye yapıldığı belli olmaması nedeniyle üzerinde çok fazla spekülasyon yapılan Güney Amerika'daki Nazca Çölü'nde, yere kazınmış çok çeşitli dev figürlerden biri olan örümcek motifinin Orion Takımyıldızının yer küredeki temsili olduğu iddia edilmektedir. Antik Yunan mitolojisine göre Orion, Poseidon’un oğludur. Her zaman köpeği ile gezen büyük bir avcıdır. Yakışıklılığı ve kadınlara düşkünlüğü ile ün salmıştır. Hera’yı kıskandıracak kadar güzel karısını kaybettikten sonra, misafir olduğu Oinopion’un kızı Merope’yi baştan çıkarmaya kalkışmış, Oinopion da bunun üzerine onu kör etmiştir. Daha sonra Eos tarafından kaçırılan Orion’u bakire tanrıça Artemis, bir akrebe sokturarak öldürdü. Akrep, ödül olarak burçlar arasında yerini aldı. Orion’a gelince, o da gökyüzünün karşı yanında bir takım yıldız haline gelmiş; köpeği ise Sirius yıldızı olmuştur. Sirius’un aynı zamanda Köpek yıldızı olarak da anılması bu sebepledir. Bir başka coğrafya Hindistan'da ise Orion Takımyıldızı, Zaman-Adamı anlamına gelen Kal-Purush olarak bilinir.
Bu yıldız kümesinin en güçlü motif olarak kullanıldığı kültür, eski Mısır Medeniyeti'dir. İnanışa göre Gök Tanrıçası Nut, Osiris ile Set adlı iki erkek tanrıyla, İsis ve Nephthys adlı iki kardeşi dünyaya getirir. Osiris, hem tanrı hem de insan olduğu için Mısır'ın ilk kralı olmuş, kız kardeşi İsis de onun eşi olmuştur. Osiris, iyi bir yönetimle insanlara dini ve uygarlığın sanatlarını öğretmiş, Mısır'ı zenginleştirmiştir. Ne yazık ki, kralın kardeşi Set, bir komplo kurarak, onu öldürür. Vücudunu parça parça doğrar ve Mısır'ın her tarafına saçar. Bu sırada Osiris ve İsis'in tahta geçecek bir veliahtları yoktu. Ancak İsis kendi sihir gücüyle kocasının vücudunun parçalarını gizlice toplar; bir araya getirip Osiris'in vücudunu oluşturur, böylece ilk mumyayı yapmış olur. Mısırlıların mumya kültürünün kaynağının bu efsane olduğu bilim adamlarınca kabul edilir. İsis, yeniden hayata dönen Osiris ile cinsel ilişkiye girerek hamile kalır. Osiris, kendisi için geçici ve kısa süreli bu olaydan sonra, bir yıldız varlık haline dönüşür. Orion Takım yıldızı böylece oluşur. İnanışa göre, Orion Takımyıldızı böyle oluşur. (bknz.Eski Mısır İnanışlarında Osiris Kültü)
Mısır Medeniyetini kuranların bu takım yıldız ile ilişkileri bununla sınırlı değildir. Örneğin Keops ve Kefren isimli dev piramitleri ile beraber bu piramitlerin tepe noktalarından geçen eksenden az kaçık inşa edilmiş küçük Mikerinos piramitleri de ilginç bir şekilde bu takımyıldızı ile ilişkilendirilmektedir. Bilindiği gibi en başta yer alan en büyük piramit Keops hakkında oldukça fazla yazılmış iddia vardır. Yüzlerinin dört ana yönü göstermesi, üzerinden geçen meridyenin Dünya kara parçaların tam ikiye ayırması bunlardan bir iki tanesidir. Fakat bu üç piramide beraber bakılınca bu güne kadar gözden kaçan bir başka anlam ortaya çıkmıştır. Bunun için en sonda duran en küçük cüsseli Mikerinos piramiti yol göstermiştir. Antik Mısır tarihçileri Mikerinos piramidini inşa eden firavunun bu piramidi başka bir yerde yapmak yerine neden bu iki dev piramidin yanında yaptırdığı konusundaki açıklamaları kafalardaki soru işaretlerini kaldırmamaktadır. Çünkü bu piramit kendi başına alındığında hiçte küçük değildir, fakat diğer iki dev piramidin yanında cüceleşmektedir. Ayrıca inşa edilen zeminde hiç bir problem olmamasına rağmen, neden bu piramidin Keops ve Kefren piramitlerinin tepe noktalarından geçen eksenden az kaçık inşa edilmiş olması da karanlıkta kalan diğer bir konudur.
Belki de açıklama için, bu yazının en başında anlatılan Orion kuşağını hatırlamak gerek. Bu kuşakta iki tane parlak yıldız, bu iki yıldızı kesen eksenden az kaçık ve çok daha az parlak bir üçüncü yıldız yer alır. Piramitlerin yerleşim planı ile bu yıldızların yerleşimi tamamen aynıdır. Ayrıca Mısır’ı ortadan ikiye bölen Nil Nehri ile gökyüzünü aynı şekilde ortadan ayıran Samanyolu eski Mısır Gök dini çerçevesinde birbirleriyle ilişkilendirilmişlerdir. Ne ilginçtir ki Nil Nehrinin bu piramitlere göre yeri ile Samanyolu’nun Orion Takımyıldızına göre yeri aynı şekildedir. Giza’da bulunan bu üç piramit dışındaki bölgeler de yer alan diğer bazı piramitler ile Takımyıldızın diğer üyelerin yeryüzündeki temsilcileri tamamlanmaktadır. Abu Ruwash’daki Nebka piramidi Orion’un sol ayağı olarak adlandırılan yıldızı, Zawyat Al Aryan’daki piramit ise Orion’un sağ omzunu simgelemektedir. Mısırlıların, bu takımyıldıza çok önem verdikleri rahatça anlaşılmaktadır.
Ancak, Dünya ve ay gibi daha kolay gökyüzünde izlenebilecek ve devirleri bir yıl veya bir ay gibi kısa dönmelerde ölçülebilen gök cisimleri varken neden atalarımızın bu takım yıldıza merak sardıkları ve onun ile ilgili detaylı takvimler yaptıkları hakkında doyurucu bir cevap yoktur. Milliyet gazetesinin 1 Ağustos 1998 sayılı nüshasında; bilim adamlarının, hayatın temel taşlarını oluşturan moleküllerin Dünya’ya Orion nebulasından ulaştığına dair bir haber yer aldı.

Satürn’de Gizemli Parlak Işıklar
Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı’na (NASA) ait Cassini uzay aracının, Satürn gezegeninin etrafında tespit ettiği parlak mavi-yeşil parlak ışıklar bilim adamlarını şaşırttı.
NASA’nın Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve İtalyan uzay kurumuyla ortaklaşa yürüttüğü Cassini-Huygens projesiyle Satürn’ün kuzey kutup bölgesinde tespit edilen ışıkların Dünya’nın kuzeyindeki ışıklara benzediği belirtildi.
Projede görevli İngiliz Leicester Üniversitesinden Tom Sallard, Cassini'nin kızıl ötesi cihazlarıyla tespit ettiği aurora'yı daha önce görmediklerini belirterek, "Bu aurora, kutup bölgesinde anormal büyük bir alanı kaplıyor. Satürn'ün bu bölgesinin boş olduğunu düşünüyorduk; böyle bir bulgu, fantastik bir sürpriz oldu." diye konuştu.
Bu tip parlak ışıklara, yüklü parçacıkların gezegenin atmosferindeki manyetik alanlar boyunca hareketi neden oluyor. Güneş'ten gelen parçacıklar da Dünya'nın aurorasını oluşturuyor.
Kaynak: Anadolu Haber Ajansı









(Güvenilir. Pozitif bilimler)Kaynak: http://cografya.artshost.com/gezegenler/saturn.htm