1 Mayıs 2009 Cuma

İlginç Bilgiler


























İlginç Bilgiler

1 saat süreyle kulaklıkla bir şey dinlemek, kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırır.

1878 yılının Şubat ayında Connecticut New Haven'de yayınlanmıştı.

1950'den önce kenevir, ağaç kabuğu ve marihuana yaprağı kullanılarak yapılırdı.

ABD'de bir yıl içinde sadece 2 gün profesyonel spor karsılaşması oynanmıyor.

ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.

Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.

Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.

Amerika'da yaşayan erkeklerin %38'i, Afrika'da yaşayan erkeklerin ise %28'i bakir.

Aralık ayında diğer aylardan daha fazla gebe kalınıyor.

Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.

Bir bardak taze şampanyanın içine bir kuru üzüm atarsanız, üzüm asansör gibi bardağın altından üstüne üstünden altına sürekli dolaşır.

Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.

Bir fare bir deveye oranla daha uzun süre susuzluğa dayanabilir.

Bir köpekbalığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kanı hissedebilir.

Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.

Birçok ruj çeşidi balık pulu içerir.

Bozulmayan tek gıda maddesi baldır.

Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın Ishigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.

Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.

Charles Dickens, uykusuzluk hastalığına yakalanmıştı. Sadece yüzünü kuzeye dönerse uyuyabileceğine inanıyordu.

Coca Cola piyasaya ilk çıktığında yeşil renkteydi.

Çakmak kibritten önce bulunmuştur.

Çikolatanın köpekleri öldürdüğü doğrudur. Onların kalbine ve sinir sistemine zarar verir.

Çok şiddetli hapşırmalarda kaburga kemiklerinden biri kırılabilir. Hapşırma engellemeye çalışıldığında ,baştaki veya boyundaki damarlardan biri yırtılabilir ve bu durum ölümle sonuçlanabilir.

Daktiloyla yazılan ilk roman Tom Sawyer'dır.

Dişçiler diş fırçalarının tuvaletten en az iki metre uzakta tutulmasını tavsiye ediyorlar, sıçrama nedeniyle havaya karışan partiküllerden fırçanızın korunması için!!

Domuzlar vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamazlar.

Donald Duck çizgi filmleri Finlandiya'da yasaklanmıştır. Nedeni, kahramanların don giymemesidir.

Dünya Televizyonlarında prime time'de gösterilen ilk çizgi film Tas Devriydi

Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.

Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.

Dünya'nın en genç ailesi 1910'da Çin'de kuruldu Erkek 8 Kız 9 yasındaydı.

Eğer ağzımıza attığımız bir şeye tükürüğümüz değmese, onun tadını anlayamayız.

Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak var.

Einstein 9 yaşına kadar düzgün konuşamamıştır. Ailesi onun özürlü olduğunu düşünmüştür.

En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır.

Erkek peygamber devesi, dişinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.

Erkekler, küçük yazılmış yazıları kadınlardan daha iyi okuyor.

Evinizdeki toz parçacıklarının büyük çoğunluğu ölmüş deri dokusudur.

Fareler ve atlar kusamazlar.

Geçen 3 bin 500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.

Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde “başkent” anlamına gelir.

Günışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını Benjamin Franklin başlatmıştır.

Günümüzde, evlenenlerin yarısı boşanmaktadır.

Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır.

Her 25 kişiden biri astım hastasıdır.

Her gün doğan çocukların ortalama 12'si yanlış anne babaya verilmektedir.

Her iki taraf da kan bağışında bulunursa, Paraguay’da düello yapmak yasaldır.

Her insanın dilinin izi de parmak izi gibi farklıdır..

Hiçbir kağıt parçası 8 defadan fazla ikiye katlanamaz!!

Hindistan’daki yıllık doğum sayısı, Avustralya’nın toplam nüfusundan fazladır.

İdrar, zifiri karanlık da parlar.

İnci, sirkeye konulursa erir.

İngilizce'deki Wendy ismi, Peter Pan hikayesinde kullanılmak üzere uydurulmuştur.

İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmağınki, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir.

İnsan midesi 2 haftada bir iç zarını yenilemek zorundadır; aksi halde kendi kendini sindirir.

İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir.

İnsanların kendi dirseklerini yalaması imkansızdır.

Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır.

Kanada, Kızılderili dilinde “büyük köy” anlamına gelmektedir.

Kapadokya'nın kelime anlamı 'Güzel Atlar Diyarı'dır.

Kaptan Cook, Antarktika hariç bütün kıtalara ayak basan ilk insandır.

Katil balinalar, köpekbalıklarının midesine alttan torpil gibi vurarak onları öldürür.

Ketçap 1830'lu yıllarda ilaç olarak satılırdı.

Kış aylarında, Moskova’daki buz pateni pistleri 250 bin metrekarelik bir alanı kaplar.

Kadınlar erkeklerden daha iyi duyuyor.

Kupa papazı bıyıksız olan tek papazdır!!

Kurşun geçirmez yeleği, yangın çıkışını, cam sileceğini ve lazer yazıcıyı kadınlar icat etti.

Lübnan'da dişi bir hayvanla cinsel ilişkiye girmek serbesttir, ama erkek hayvanla yasaktır.

Marilyn Monroe’nun altı ayak parmağı vardı.

McDonalds'ın kârının yüzde 40'ı çocuk menusu satışından gelir.

Meşe ağaçları elli yaşından önce palamut vermez.

Mumyaların ayak parmakları tek tek sarılarak mumyalanmıştır.

Norveç’in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gündüz güneşli geçer.

Ortalama bir erkek, hayatının 3350 saatini tıraş olmak için harcar.

Ördeklerin 'vak vak'laması yankı yapmaz.Bu durum henüz açıklanamamıştır.

Parmak izleri gibi dil izleri de her insan için benzersizdir.

Rodin’in ünlü ‘Düşünen Adam’ heykeli aslında İtalyan şair Dante’nin portresidir.

Rusya’da doğudan batıya doğru seyahat edilirse, yedi saat kuşağı geçilir.

Rusya’nın dörtte biri ormanlarla kaplıdır.

Sabahları elma, kahveden daha fazla uykunuzu açar!

Sahra Çölündeki Tidikelt kasabasına on yıl boyunca hiç yağmur yağmamıştır.

Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir.

Sihirli sözcük ‘abrakadabra’ ilk olarak yüksek ateşli hastaların ateşlerini düşürmek için söylenmişti.

Sivrisineğin kulağımıza işkence gibi gelen vızıltı sesi onun saniyede 500 kez kanat çırpması yüzünden oluşur.

Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmuyor. Sizi gizliyor.Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuzu anlamamalarını sağlıyor...

Tarih boyunca yeryüzünde bulunan altın 200 kat daha fazlası okyanuslarda bulunmaktadır.

Tarihi film Ben Hur'da çekim ekibinin fark etmediği kırmızı bir otomobil görünür.

Uranüs, çıplak gözle görülebilen bir gezegendir.

Üzerinde barkodu bulunan ilk ürün Wrigley's marka sakızdı.

Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir.

Yarım kilo kadar çikolata küçük bir köpeği öldürebilir.

Yataktan düşerek ölme olasılığı iki milyonda birdir.

Zeki insanın saçında daha fazla çinko ve bakır bulunuyor. Dolayısıyla daha parlak oluyor.

Zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.

Harflerin Esrarı























Harflerin Esrarı

Hamit Akçay

“Herkes laftan anlar , insan odur ki rumuzdan anlaya”

İnsan, esmâ’dan (isimelrden); esmâ, harflerden mürekkeptir. Kelimelerin rûhu harflerdir. Bir dilin irfânî mi yoksa dünyevî mi olduğunu kelimelerinin içinde barındırdığı harflere bakarak anlayabilirsiniz. Harfler tek başlarına ayetlerdir (bknz hurufu mukatta) ancak idraki dar insanın ayetleri anlayabilmesi için harfler kelimelere dönüştürülmüştür. Kelimelerden cümleler kurar, cümlelerden paragraflar örer, paragraflardan uzun, uzun yazılar inşa eder anlatmaya çalışırız. Halbuki insan rumuzdan anlayana denir. Az kelimeyle çok şey anlatmaya şiir denir. Mecâzdan anlayana bilgili kişi, alegoriden anlayana arif kişi denir. Az söz söylemek dilin zekatı, az kelime kullanarak çok şey anlatmak yazarlığın şanındandır. Bu anlamda Osmanlı yazı dilinin harekesiz oluşu onun irfani bir çaba içinde oluşunun göstergesidir.

Harfler sırdır. Sırrı ifşa eden S harfinin esrarını kelimelerin ormanında harflerin peşine düşerek bulabilirSiniz. S hangi harfin içine girmiş ise Sır olmuştur, eSrar olmuştur, efSun olmuştur. Mesela gizem ve Sırrın öz akrabalığı yoktur : inSan gizlemek ister halbuki toprak çömleklerin üzerine çekilen cilaya verilen Sır ismi gibi, Sır açığa çıkarılması istenen beklenen bir şeydir. Açıktadır ancak herkeS göremediği için Sır olmuştur. Ş gösteriŞ’in remzidir. İçinde yer aldığı kelime ulvi olsun süfli olsun göz kamaŞtırır, Bütün bakıŞları üzerine çeker. İçinde Ş harfi olan bir tane iddiasız kelime bulamazsınız. GüneŞ, ateŞ, aŞk, Şehvet, Şevk, nakıŞ, Şhov, Şehit. Oysa bu kelimelerin benzerleri yakın akrabası sayılan diğerlerine baktığımızda daha Sade, daha Sakin bir hal görürüz. Yukarıdaki Ş li kelimelerin S li benzerlerine bakalım isterseniz. AteŞ ten yükselen ıSı, aŞk ile atışan Sevgi, Şehvetle at koşturan köSnü, Şevk ile yola düşen iStek, nakıŞ ile göz okşayan deSen, Şhov ile sahne alan göSteri ne kadar da Sönük kalıyor Ş nin yanında

AŞk ile ateŞin kızı, Şah ile Şeytanın arkadaŞı : Ş. Bir kelimelin önünde yürüdüğü zaman ona Şekil verir, kelimenin ortasında yer alırsa esası teŞkil eder, kelimenin ayak ucunda bile dursa onu baŞ yapar.

İçinde Ş harfi olmayınca Şah olmaz hiçbir kelime. Ş insanı tanımlayınca insana Şahsiyet verir onu, Ş Şah yapar, Şeyh yapar, Şövalye yapar, Şakir yapar, Şakirt yapar, Şehsuvar eder. Şerefli yapar, Şeytanla iŞbirliğine girer Şaki yapar, Şırfıntı yapar, Şempanze yapar, Şirret yapar, Şerefsiz yapar.

Yakıcıdır; GüneŞ ten alır ateŞini. GüneŞ, ateŞ, Şems, Şahap hep ş ile ıŞıldar.

S Sırları barındırır karnında. Ş nin yanında Sönük kalır ama bir nevi ş’nin akıllı kardeşidir. Aşık olmak yerine Sevmeyi Şüphe etmek yerine Sorgulamayı, teŞhir yerine sergilemeyi Salık verir. TaSnif eder, Soru sorar, Sorgular, Şekillendirmez belki ama sonuçlandırır.

Geveze ve bilge harfler vardır. Türkçede sesli harf dediğimiz A, E, I, İ gibi harfler çok konuşup az söyleyen harflerdendir. Zurnaya, Kavala ses veren nefestir ancak boşluğa üflediğin nefesten ancak tıs sesi alırsın. Sesli harf dediğimiz harflerin bir kısmı bilge bir kısmı yönetici bir kısmı savaşçı mahiyettedir. İttifaklar kurunca farklı kombinasyonlar farklı karakterler ortaya koyarlar, yükselen burcun, burçlar üzerindeki etkisi gibi, kaymaklı kadayıf gibi

Yönetici harflerden birisi V dir. Ama baŞ olmaya Şah olmaya talip değildir o. Vasi olur, padişah’a akıl veren Vezir olur, Vali olur, Vekil olur ama asil olmaz. Valide olur ama Baba olmaz. Oysa diğer bir yönetici harf B bakan olur amma Başbakan da olur, Bey olur Buyruk verir, Baş olur emir verir, Baba olur devlet ile özdeşleştirilir.

Hülâsâ harfler sırdır. Yukarıda ifade ettiğim düşüncelerimin bilimsel bir mahiyeti yoktur. İstatistiklerle, nicel gözlemlerle desteklenmemiştir. Modern hurifiliğin temelini atmak gibi bir niyete de sahip değilim. Ancak uzunca bir süredir harflerin kendi başına manası olduğu, tek başına konuştuğuna dair bir inanca sahibim. Harfler sırdır. Sırrına ulaştır ya Rabbim

Kaynak: http://www.cemaat.com/harflerin-esrari

Gül: Yapraklarda Yansıyan Güzellik


























Gül: Yapraklarda Yansıyan Güzellik

Gül deyince akla güzellik ve sevgi gelir yoksa gülün yapı taşları olan karbon, azot, hidrojen, ve oksijen atomları değil. Gül, madde ve mânâ ilişkisini anlamak için de güzel bir örnektir. Şöyle ki: Birbirinin tamamen aynı olan iki gül alalım, ve bunlardan birisini iyice ezerek çamur haline getirelim. Sonra da bu iki gül arasında bir fark olup olmadığını soralım. Herhalde böyle bir soru çok tuhaf bulunur, ve gülün bir parça çamur ile mukayese edilemiyeceği söylenir. Ancak gül ile onun çamur ikizi bir kimya laboratuvarına gönderilecek olursa, her ikisinin eşdeğer olduğu raporu gelecektır. Yani madde olarak, bir gül ile onun ezilmesinden oluşan çamur arasında hiç bir fark yoktur. Ama bunlar farklıdır, ve aralarındaki fark madde olmadığına göre tamamen mânâdır. (Hiç kimse herhalde bunlar madde olarak aynı şeydir diye gül yerine gül çamuru vermeyi düşünmez).

Demek gülün çamurunda olmayan her özellik ve hasiyet mânâ ile alakalıdır, ve mânâsı yanında gülün maddesinin kıymeti neredeyse bir hiçtir. Yani gülü gül yapan maddesi değil, o maddede tezahür eden mânâdır. Gül adeata bir mânâ taşıyıcısıdır, ve güzel mânâlar göndermek istendiğinde akla gelen ilk şey güldür. Gülü alan kişi de gülün maddesini değil, gönderilen güzel mânâları alır ve hisleriyle masseder ve zevkeder. Tabi yanlışlıkla gözü maddeden başka bir şey görmeyen mânâdan habersiz birilerinin eline geçmezse inek veya eşek gibi.

Müsbet ilmin kaynağı gözlemdir.

Biz de gülü gözlemleyip irdeliyerek mânâ ile ilgili temel bilgilere ulaşabiliriz. Gül (veya başka bir çiçek) deyince akla ilk gelen şey herhade “güzellik”tir. Ve biz bu güzelliği gözümüzle görürüz ama kalbimizle tanır ve hissederiz (burada elbette vücudun pompası olan fiziksel kalpten bahsetmiyoruz). Öyle görülüyor ki bu kalbin, güzelliği tadıp zevkeden bir his dili, ve güzelliği öğüten ve hazmedip tüm vücuda yayan bir güzellik midesi vardır. Bu midenin eli de görebildiği yer kadar uzun olan gözdür. Kişi güle bakmaya devam ettikçe gülün güzelliğini yemeye devam eder, ama gülden hiçbir şey eksilmez. Çünkü yediği güzellik madde değil, mânâdır. Kalben gelişkin bir insanın gözleriyle güzellik yemekten aldıği haz, ağzıyla yediği lezzetli bir yemekten aldığı hazdan daha az değildir. Bir koyun veya inek ise, ancak ağzına götürüp yerse gülden bir haz alabilir (tabi gülün dikenleri diline batmazsa). İşte insan ile hayvan arasındaki en temel fark, bu tür yüzlerce manevî hisler ve midelerdir. Yani hayvanda bir, insanda ise yüzlerce mide vardır, ve bunların biri hariç hepsi mânâ ile alakalıdır. Yoksa, bildiğimiz insan midesi ile hayvan midesi arasında pek bir fark yoktur. O yüzden yemek için yaşamak aslında insanlıktan istifa etmektir.

Gülü güzel yapan herhalde atomlarındaki güzellik değildir. Zira canlı bir güldeki bir hidrojen veya azot atomu ile ezilip çamur haline getirilmiş bir güldeki hidrojen veya azot atomu tamamen aynıdır – elmas ile grafitteki karbon atomlarının aynı olması gibi. Parçalarında olmayan bir şey bütününde olamıyacağına göre (korunum kanunu), gülün güzelliği kendisinden yani maddesinden değil, dışarıdan gelir – aynen elmasın göz kamaştıran pırıltılarının dısarıdaki bir ışık kaynağından geldiği gibi. Gül ve diğer güzel şeylerin özelliği, bu güzelliği alıp yansıtabilmeleridir aynen elmasın özelliğinin ışığı alıp büyüleyici bir şekilde yansıtabilmesi olduğu gibi. Bu da evrende madde (ve zaman) ile ilgisi olmayan yaygın bir güzelliğin, ve dolayesi ile bir güzellik katmanının, olmasını gerektirir. Eski Yunanlılar bile bu mânâyı hissetmişler ki bu katmanı “güzellik tanrıçası” Venüs veya Aphrodite olarak kutsallaştırmışlardır.

Biraz dikkatle bakılırsa, gülde güzellikle beraber ilim, süsleme, san’at, tanzim etme, koruma, ve sevgi gibi madde olmayan bir çok şey açıkça görülür. Öyleyse gül, madde ve mânâ karışımı olarak şöyle ifade edilebilir:

Gül = Yaprak, koku, tohum, vs (Madde) + Güzellik, san’at, vs (Mânâ)

Gül, güzellik ve sevgi ile o kadar özdeşleşmiştir ki o nazenin yaprakları adeta atom ve molekullerden değil de güzellik ve sevgiden dokunmuştur. Güzellik ve sevgi, sanki yapraklara bürünüp gül olarak görülmüştür. Gülde tezahür eden bu mânâları dikkate almadan onu sadece molekül yığını anlamsız bir madde olarak görmek, gözlemlerlerimizle bağdaşmaz. Hidrojen ve karbon karışımı olan bir hidrokarbon yakıtı sadece karbon olarak görmek ne kadar yanlış ise, gülü de sadece bir madde olarak görmek o kadar yanlıştır, ve bu dar bakış açısıyla gülü anlamak mümkün değildir. Bır şeyi anlamak, ancak onun maddesiyle beraber mânâsını da anlamakla mümkündür.